Showing posts with label Dış Pazar. Show all posts
Showing posts with label Dış Pazar. Show all posts

Monday, July 30, 2018

Yine Rusya pazarı ile ilgili sorulara cevap



Belki gereksiz bir tekrar olacak, ama aynı minvalde sorular hala geliyor.

Bazen üşenmeyip cevaplıyorum. Ancak yazdıklarım benden bilgi isteyen arkadaşların hoşuna gitmiyor veya yeterince tatmin olmuyorlar sanırım,-ki yazışmanın devamı gelmiyor.

Olsun, ben, yine de düşüncelerimi  yine bir arkadaşa yazdığım cevabı paylaşarak aktarmış olayım.

***

...  Bey,

İlginize teşekkürler.

On senedir Rusya’da, Moskova’da yaşıyor ve çalışıyorum.

Blogumdan da görüp, anlamış olduğunuz gibi Türkiye’de dış ticaretle, özellikle de işlenmiş tarım ürünleri ticaretiyle geçen 30 senelik bir iş yaşamım oldu. Zeytin, zeytinyağı bildiğim bir konu. Üretimini de, ticaretini de yaptım. Rusya’da yaşıyor olsam da sektörle ilşkimi kesmedim.

Benim kendi tecrübelerime dayanarak size tavsiyem öncelikle hedeflediğiniz dış pazarların yapısını işe başlamadan önce ayrıntılı bir şekilde öğrenmeniz, anlamanız.

Rusya pazarı için konuşursak; Ruslar Avrupalı alıcılardan çok daha farklı bir profile sahipler.

Avrupalılar,  ayağınıza gelir; Ruslar, ayağına ister.

Hem tekstil, hem de gıda ürünleri ticaretinde benim edindiğim izlenim Avrupalı alıcıların daha fazla inisiyatif kullandıkları ve aktif oldukları yönünde.

Türkiye’den Avrupa ülkelerine yapılan ihracatın içinde özel siparişlerin, “private label”  fason üretimin büyük payı vardır.

Rus alıcılar ise hem kendi markaları olmadığı, hem de Avrupalılar kadar sektörel deneyime sahip olmadıkları için yurtdışındaki firmalara özel siparişler verip, ithalat yapmak yerine Rusya’da yapılanmış, yerleşmiş, kendi şirketini kurmuş, deposu olan, kendi ithalatını kendi yapan ve Rusya pazarına arzeden yabancı şirketlerden yurtiçinde, yerinden tedarik yolunu tercih etmektedirler.

Burada, yani iş yapmak için Rusya’da yapılanmaksa haliyle ciddi bir başlangıç sermayesini gerektirmektedir.

Konumuz olan zeytin ve zeytinyağı konusundan devam edersek;  Rusya pazarında raflarda Türkiye’de bile göremeyeceğiniz bir çeşitlilik olduğu hemen farkedersiniz.  İtalyanlar, İspanyollar, Yunanlar hepsi pazarda yerlerini almış durumdalar.

Türklerin, örneğin Tariş ve Verde’nin bir iki deneyimi olsa bile kalıcı olamadılar.

Niye diye soracak olursanız, piyasanın gereklerine göre davranmadılar da ondan, diye cevaplamak yeterli.

Rusya’daki büyük market zincirlerinin, toptancıların kendiliklerinden Türk ürünlerine talip olacaklarını düşünmek büyük yanılgı.

Rusların zaten pazarda var olan, alıştıkları ürünlerin alternatiflerine ilgi duymaları için çok önemli bir nedenlerin olması lazım. Fiyat, kalite ve marka bilinirliği bu nedenlerin en önemlileri.  - Ki bu konuda çok tedbirli ve yavaştırlar. Kanaat getirmeden iş görüşmesi bile yapmazlar, randevu vermezler, yazışmalarınızı cevaplamazlar.

Büyük toptancıların, market zincirlerinin dışında “rınak”larda, pazarlarda, küçük mağazalarda malınızı satmanız mümkün, ancak bu da çok münferit, hacmı küçük olan bir ticarettir. –Ki çoğu zaman da astarı yüzünden pahalıya gelmektedir.

Benim son olarak, sizin gibi Rusya pazarına girmeyi düşünen müteşebbislere tavsiyem:  

Buradaki ticari fuarlara kendi standınızı açarak veya en azından ziyaretçi olarak katılmanız; hem malınızı tanıtmanız, sektördeki alıcılarla tanışmanız, hem de kendi gözlerinizle pazarı görüp, anlamanız.-Ki biliyorsunuzdur bu konularda devletin hatırı sayılır maddi teşvikleri var.

Başarılar dilerim.

Saygılarımla,

M. Hakkı Yazıcı

Sunday, June 14, 2015

Rusya’ya zeytin, zeytinyağı ihraç edebilir miyiz?

Rusya’da raflar, mallar ve fiyatlar resimde görüldüğü gibi. 

Türk lirası cinsinden fiyatları kabaca anlamak için rubleyi 20’ye bölmeniz yeterli.

Resimler, bir gün öncesine ait (13 Haziran 2015), yani taze…Mekansa buranın en büyük hipermarket zincirlerinden birinin mağazasından.

Şahsen tanıyanlar ya da benim eski bir yazımı okuyanlar uzun bir süredir Moskova’da yaşadığımı bilip soruyorlar: “Rusya’ya zeytin, zeytinyağı ihraç edebilir miyiz?”

Gücüm yettiğince cevap vermeye çalışıyorum: Değil Rusya’ya Kuzey Kutbuna bile ihracat yapabilirsiniz.  Yeter ki gerekli şartları yerine getirin.

Uygun fiyatlar sunabiliyorsanız, kaliteli ürününüz varsa, marka değeri yaratabilmişseniz kapınızı bile kırarlar malınızı almak için.

Girişte bahsettiğim bazı arkadaşların hatırladığım bir kaçının yazışmalarından örnekler:

“Eniştem Marmarabirlik’te muhasebede çalışıyor. Tanıdıklarımız var. Biz de ihracat yapmak istiyoruz, olur mu?”

“Uzun yıllar yurt dışında çalıştıktan sonra emekli olup Türkiye’ye döndüm, bir tekne aldım. Bir yıl önce Edremit Körfezi kıyılarında gezerken sahile yakın satılık 20 dönümlük bir zeytinlik görüp, çok beğenip satın aldım. Zeytinlerimizi değerlendirmek istiyorum. Rusya’ya ihracat yapabilir miyiz?”

Moskova’daki gıda fuarına gelen ismi lazım değil önemli bir şirketimizin genel müdürü bana müşterilerini de fuara getir,” diyor. Ben de “Olur, ellerinden tutar, getiririm. Sen de yarım saat içinde kontratını yaparsın,” diyorum.

Hikaye uzar gider, ancak meramımı anlamışsınızdır.

Yukarıdaki soruları tevcih eden arkadaşların her sene daha da kan kaybeden ihracatımıza katkıları olur mu dersiniz?

İyi de İspanyolların, İtalyanların, Yunanların ve hatta Tunusluların, Arjantinlilerin mallarının pazarda yer bulabildiği Rusya’da niye ilaç için bir şişe de olsa Türkiye’nin zeytinyağı olmaz?

Cevabını bilen var mı?

Kimsenin keyfini kaçırmak istemiyorum, ancak bence yedi sene önce yazdıklarımın üzerine bir arpa boyu da yol alamadık, alabilecek gibi de görünmüyoruz maalesef.
( http://www.zeytinkulturu.blogspot.ru/2009/01/rusyada-zeytin-zeytinya-var-m-m.html )

Enseyi kararttığım falan düşünülmesin; ben yine de soranlara imanla cevap vermeye devam edeceğim.


Tuesday, January 06, 2009

Rusya Pazarında Zeytin-Zeytinyağı



Rusya Pazarında Zeytin-Zeytinyağı

M.Hakkı Yazıcı
e-posta : mhyazici@gmail.com




Rusya’da zeytin-zeytinyağı var mı?

Bir süredir Moskova'da yaşıyorum ve utanarak yazıyorum; ben de evimde ne yazık ki markette bulabildiğim İspanyol, İtalyan, Yunan zeytin ve zeytinyağlarını yiyorum.

Zeytin ve zeytinyağı ticareti ile ilgimi de bunun ülkemizde emek verenler için kazançlı bir noktaya geldiğine inandığım zamana kadar askıya aldım; ilgimi daha çok yazmak ve araştırmak düzeyinde sürdürüyorum.

Hemen dudak bükmeyin; geçen sene devam ettiğim iki aşamalı zeytinyağı tadımı eğitiminin deneyimiyle tattığım Rusya’daki marketlerden satın aldığım bu zeytinyağları hiç de fena değil; ancak yine de burada bulabildiklerim bizim Körfez zeytinyağlarının ve sofralık Gemlik zeytinimizin yerini tutamaz. Galiba memleket hasreti bende en çok bu konuda kendisini gösteriyor.

Keşke bizim güzelim ürünlerimiz de raflarda hak ettiği yeri alabilse.

Bu beni üzüyor, ancak bu duyguyu herkesin paylaştığını da sanmıyorum.

Görebildiğim kadarıyla bizim dünya pazarlarını anlayıp, iş yapabilmemiz için daha bir kaç fırın ekmek yememiz gerekecek. -Keşke onca ekmeği zeytinyağına banarak yesek ve hiç olmazsa iç tüketimi arttırsak.

Bütün Rusya için konuşamasak bile Moskova çok zengin bir şehir. Dünyanın en görgüsüz ve ölçüsüz zenginleri burada… Zeytinyağı da burada çok prestijli bir ürün ve tanınıyor. Rusya'da da bütün dünyada olduğu gibi margarin, sabun, güzellik müstahzarları gibi bazı ürünler, zeytinyağı imajı ile pazarlanıyor. Rusların çok tükettikleri mayonez üretimi yapan bir firmanın ambalajlarında bunun zeytinyağı kullanılarak imal edildiğini anlatan zeytin resimleri var.

Hemen her markette zeytin ve zeytinyağı var; bazen promosyonu bile yapılıyor.
Yılbaşı arifesinde gezinirken Kremlin’de Lenin’in Mozolesinin hemen karşısında bulunan GUM Alışveriş Merkezi’nin içindeki gurme marketi Gastronom’un orta yerinde kurulmuş muhteşem zeytinyağı standını inceledim. Gözlerim boşu boşuna aradı; ancak ne yazık ki bir tek şişe bile Türk zeytinyağı yoktu.
Kimse kusura bakıp alınıp kızmasın, benim şahsi düşüncem Moskovalıların zeytinyağını Erzurumlulardan, Konyalılardan, Kayserililerden, Trabzonlulardan daha fazla tanıdıkları ve tükettikleri… Ancak ne yazık ki Türklerin kurdukları Ramstore’larda bile Türk ürünü yok. Hem de Rusya burnumuzun dibinde olmasına ve navlun avantajımız bulunmasına rağmen.

Bu, tamamen dünya fiyatları ile piyasaya güçlü bir şekilde girememekle ilgili.

İşte böyle... Ne yazık ki biz hala iç kavgalarla uğraşıp burnumuzu dışarı çıkaramıyoruz.


Rusya perakende pazarı

Rusya pazarını küçümsemek safdillik olur. Özellikle 90’lı yıllardan sonra hızla büyüyen ve gelişen bir Rusya’dan bahsediyoruz.

Gelgitlerle dolu kriz zamanlarında kesin rakamlardan söz etmek çok doğru olmasa da yaklaşık bazı göstergelerle Rusya pazarına bakacak olursak ne kadar önemli olduğunu anlarız.

Economist Intelligence Unit tarafından hazırlanan rapora göre Rusya şu anda dünyanın en büyük on ikinci büyük perakende pazarı konumunda. Bu araştırmaya göre 2002 yılında 112 milyar ABD doları seviyesinde olan perakende pazarı sektörü hacmı 2004 yılında 190 milyar ABD dolarına yükselmiştir.

2010 yılında 450 milyar ABD dolarlık perakende pazarına sahip olması öngörülen, şu anda 270 milyar ABD dolarlık pazara sahip Rusya`da benim yaşadığım Moskova, sadece 68 milyar ABD doları ile önemli bir paya sahip.

Financial Times gazetesinin yaptırdığı araştırmaya göreyse Rusya’nın 2020 yılında Almanya’yı bile geçerek, Avrupa’nın en büyük perakende pazarına sahip olacağı, 2004 yılında 224 milyar ABD doları olan gıda, giyim ve dayanıksız tüketim mallarını kapsayan “grocery” sektöründe 2020 yılında 637 milyar ABD dolarlık bir büyüklüğe ulaşacağı açıklanmıştır.

Rusya perakende pazarı, 2000 yılından beri yılda yaklaşık % 11 oranında büyüyerek gelişmektedir.

Renaissance Capital tarafından yapılan “Future of Russia’s Consumer Sector” araştırmasına göre, Rusya’da 2010 yılında satın alma gücü paritesine göre kişi başına harcanabilir gelir düzeyinin 10.550 ABD dolarına ulaşacağı beklenmektedir.

Rusya perakende pazarında Alman Metro (Metro, Cash&Carry, Real), Fransız Auchan önemli bir mağaza ve pazar payına ulaşmıştır. 1997 yılında, Moskova’da ilk Ramstore mağazasını açarak süpermarket-hipermarket sektöründe yabancı sermayeli girişimciliğin öncülüğünü yapan Türk Ramenka ise bu mağazaların önemli bir kısmını Fransız Auchan’a satarak sektörün liderliğini ne yazık ki yitirmiştir.

Rusya zeytin-zeytinyağında da önemli bir pazar

Türkiye’nin son iki senedir trajik bir şekilde gerileyen zeytin-zeytinyağı ihracatında toparlanıp atak yapabilmesi için hedef pazarlarını iyi belirlemesi gerekmektedir.

Süregelen koşullarda, AB ülkelerine ihracat yapabilmek için, zeytin üreticisi hemen her ülkeye verilen kotalardan her ne hal ise yoksun olan; zeytin üreticisi AB ülkeleri ve kotaya sahip AB üyesi olmayan diğer ülkelerle adil olmayan bir rekabete zorlanan Türkiye’nin ancak olağan dışı iklim koşulları sonrasında, kıtlık senelerinde malının talep edilir olacağını bilmek için biraz gerçekçi olmak yeterli...O da markalı-ambalajlı değil, dökmeci olarak…Bu gidişle çok yakın bir gelecekte ihracatta ancak Tunus’un dökme zeytinyağı tedarikçisi olabilirsek kimse şaşırmasın.

AB’den kota edinme mücadelesini bırakmadan, kararlı bir şekilde verirken alternatif pazarlarda yer edinmek çabası da sürdürülmelidir. AB ile vakit kaybetmek yerine ABD, Kanada, Çin, Japonya ve Rusya gibi pazarlara gereken önem verilmelidir.

145 milyon nüfusu bulunan, kişi başına düşen milli geliri ortalama 5 bin 260 dolar olan Rusya`da kişi başına düşen zeytinyağı tüketiminin de eğitim ve refah seviyesinin yükselmesine paralel olarak her geçen gün artması bekleniyor.

Zeytinyağı tüketiminde yüzde 78 ile İspanyol yağları birinci sırada yer alıyor. Pazarda İtalya, Yunanistan, Tunus ve Suriye zeytinyağları da hatırı sayılır oranda bulunuyor.

2005 yılında Rusya`nın yıllık ithalatı 6 bin ton iken Türkiye`nin Rusya`ya yaptığı zeytinyağı ihracatı 220 tondu. Bunun 150 tonu Tariş tarafından yapılan ihracat idi.

Rusya, Uluslararası Zeytin-Zeytinyağı Konseyi (IOOC) verilerine göre son yıllardaki zeytinyağı ithalatı 14 bin ton, sofralık zeytin ithalatı ise 90 bin ton civarında olmasına ve bu miktar 145 milyonluk bir ülke için henüz çok az olmasına rağmen önemsenmesi ve stratejik bir pazar hedefi olarak değerlendirilmesi gereken bir ülke.

Bazı fiyat bilgileri

Fikir edinmek isteyenler için Ocak 2009 başında Moskova’da çeşitli marketlerde not aldığım sızma zeytinyağı fiyat bilgilerini paylaşmak istiyorum:

Maestro de Oliva ( İspanya ), 1 Lt. tenekede, 312,09 Ruble,
Carbonel ( İspanya ) , 1 Lt. tenekede, 305,78 Ruble,
Terra Delyssa (Tunus ) , 1 Lt. cam şişede, 269,10 Ruble,
İliada (Yunanistan ) , 1 Lt. cam şişede, 476,90 Ruble,
Filippo Berio ( İtalya) , 1 Lt. cam şişede, 349,90 Ruble,
Monini ( İtalya) , 1 Lt. cam şişede, 387,90 Ruble,
La Espanola ( İspanya ) , 1 Lt. cam şişede, 424,90 Ruble,
La Espanola ( İspanya ) , 0,75 Lt. cam şişede, 293,79 Ruble,
Terra Delyssa ( Tunus ) , 0,75 Lt. cam şişede, 222,90 Ruble,
İliada ( Yunanistan ) , 0,75 Lt. cam şişede, 237,90 Ruble,
Borges ( İspanya ) , 0,75 Lt. cam şişede, 314,90 Ruble,
La Espanola ( İspanya ) , 0,5 Lt. cam şişede, 204,79 Ruble,
Borges ( İspanya ) , 0,5 Lt. cam şişede, 227,79 Ruble,
Bertolli ( İtalya ) , 0,5 Lt. cam şişede, 234,90 Ruble,
Carapelli ( İtalya ) , 0,5 Lt. cam şişede, 331,50 Ruble,
Gae ( Yunanistan ) , 0,5 Lt. cam şişede, 269,50 Ruble.

Fiyatları Türk Lirası cinsinden anlamak isteyenler Ruble cinsinden fiyatları 20’ye bölerlerse yaklaşık bir fikir sahibi olabilirler.
Fiyatlar, arasında görülebilecek değişkenlikleri pazarlama politikalarına bağlamak doğru olur sanırım.

Türkiye’nin Rusya pazarındaki zeytin-zeytinyağı pazarlama serüveni

Zaman zaman basında, örneğin Verde’nin Rusya’da ve Ukrayna’da temsilcilik açacağına, Ravika’nın ciddi kontratlar yaptığına dair haberler okuyup ümitleniyoruz.

Ocak 2007’de Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, basına yaptığı bir açıklamada zeytinyağı pazarında yüzde 78 pay ile Rusya`da liderliği elinde bulunduran İspanya`nın tahtını sallamayı hedeflediklerini, önümüzdeki 10 yılda Rusya pazarının yarısını ele geçirmeyi planladıklarını açıklamıştı.

Bugün, üzerinden iki yıl geçtikten sonra, Moskova’da yaşayan, ihtiyaçları için her gün marketlerden alışveriş yapan biri olarak üzülerek yazıyorum ki Tunus dahil, İspanya, İtalya, Yunanistan gibi zeytin-zeytinyağı üreticisi ülkelerin ürünleri raflarda boy gösterirken Türkiye, önemli bir zeytin-zeytinyağı üreticisi ülke olmasına rağmen pazarda yok denilebilecek bir seviyede yer alıyor.

Tariş’in ürününe sadece Enka’nın henüz Auchan’a devretmediği Ramstore’lardan birinde, Novokuznetskaya’daki TOPTİM- Arkadia Alışveriş Merkezi’ndeki ( Hoş, TİM ve Odalar Birliği’nin ortaklaşa yaptırdığı bu ticaret ve alışveriş merkezi de Ruslara satıldı ya! ) mağazada, ancak boyu uzun olanların fark edebileceği raflardan birinde rastladım. O da yalnızca tek bir tozlu şişe...Onun da ne zamandır orada olduğu ve peroksit değerinden ne kadar yitirmiş olduğu ayrı mesele…

Tariş’in çabalarını hiçe saymak da büyük haksızlık olur. İngiltere`nin Harris mağazasında ürünleri satılan, İzmir ve İstanbul`dan sonra, yurtdışında ABD`nin Chicago kentinde ardından Kanada`nın Montreal şehrinde, Almanya’da `Ta-Ze` adı verilen butik mağazalar açan, dünyada 38 ülkeye ihracat yapan Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, Moskova’nın en büyük iki alışveriş mağazasında `kiosk` adı verilen iki stand açmıştı.

Cahit Çetin, Rusya’da alım gücü ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle büyüyen bu pazarda ilk yerleşen markaların büyük şans yakalanacağını düşündüklerini; Rusya`ya 34 çeşit mal ihraç ettiklerini ve en fazla sızma, erkence ve Milas ürünlerinin tercih edildiğini; 2007 yılında yüzde 5`ini hedeflediklerini, önümüzdeki 10 yıldaysa yüzde 50’yi hedeflediklerini söylemişti.

Bugün geriye bakıldığında eski günlerin aranır halde olduğu malum. Vardır bir sebebi…

Bunun sebepleri üzerine iki üç senedir dır “dir” kavgası yapılıyor. Kavga gürültü hoş olmayan bir şey bile olsa da, her kavganın sonunda bir çözüm olur. Uzun süren bu kavga artık bitse de çözüme ulaşsak; biz de dünya pazarlarında hak ettiğimiz yeri alsak.

Umudum sanıldığından çok daha zengin ve kaliteli ürünlerin talebinin olduğu Rusya'da bizim ürünlerimizin de pazarda en az diğerleri kadar yer bulması.

Rusların çok sevdiğim bir atasözü var:

“Umut, en son ölür.”



Monday, November 10, 2008

Zeytin-Zeytinyağının açık ara şampiyonu : İspanya



















Zeytin-Zeytinyağının açık ara şampiyonu :
İspanya


M. Hakkı Yazıcı
e-posta :
mhyazici@gmail.com

Zeytincilikte, birkaç senedir, hepimizi umutlandıran önemli bir atılımın içindeyiz. Ağaç varlığımız her geçen gün artıyor. Tanıtıma, markalaşmaya, kaliteye, tağşişle mücadeleye, tadım panellerinin oluşturulmasına eskisinden daha fazla önem veriyoruz. Sektörün örgütlülüğünde de ciddi, yeni oluşumlar mevcut; UZK, Zeytindostu Derneği, Zeytinyağı Tanıtım Grubu gibi ciddi hareketlenmeler, örgütlenmeler var.

Sektörümüzün önde gelenleri, Amerika’yı yeniden keşfetmeyelim diye iyi, başarılı örnekleri inceliyor. En başta da zeytinciliğin açık ara şampiyonu olan İspanya inceleniyor. Hedefimiz de İspanya’nın arkasından dünyanın en büyük ikinci üreticisi olabilmek.

Heyetlerin biri gidiyor, biri geliyor. Örneğin Ekim 2007 sonunda Sevilla’da faaliyet gösteren Oleoestepa Kooperatifler Birliği’nin Başkanı Eduardo Perez Perez ve Genel Müdürü Alvaro Olavarria Govantes Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği’nin davetlisi olarak İzmir’e geldi.

Ocak 2008’de, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği'nin (EZZİB) organizasyonunda, Türkiye Madrid Ticaret Müşavirliği tarafından İspanya'ya bir iş ve inceleme gezisi düzenlendi. Birlik Yönetim Kurulu üyeleri, sektör temsilcileri ve basın mensuplarından oluşan 27 kişilik heyet İspanya Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği, İspanya Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği başta olmak üzere bu ülkenin zeytin ve zeytinyağıyla ilgili kuruluşlarını ve işletmelerini ziyaret ederek çeşitli temaslarda bulundu.

***

Hikaye bu ya, bir Türk zeytin üreticisi, yine bir inceleme gezisi için İspanya’ya gitmiş. İspanyol zeytin üreticisi dostu tarafından karşılanmış, ağırlanmış. Birlikte gezmeğe başlamışlar. İspanyol arkadaşı anlatıyor da anlatıyor;

“Bizim ağaç varlığımız şu kadar, Türkiye’de bize göre çok az,…

İspanya’da ağaç başına verim şu kadar, siz de çok az,..

Ağaçlara şöyle iyi bakıyoruz; böyle ilaçlama, şöyle sulama yapıyoruz…

Periyodisite farkı neredeyse yok…”

Adam haklı da bizim Türk zeytincinin canı sıkılmaya başlamış, gerilmiş.

İspanyol devam ediyor:

“İspanya’nın üretimi sofralık zeytinde bu kadar, zeytinyağında şu kadar,

İhracatımız bu kadar, markalı ambalajlı olanı şu kadar… Kalitemiz şöyle iyi, böyle iyi…”

Falan filan… Bizim Türk zeytincinin keyfi iyice kaçmış. Onun da bir kusur bulması lazım, ama ne?

“İyi, hepsi güzel, zeytin-zeytinyağında çok başarılısınız; ama siz de Güney Amerika yerlilerini; Aztekleri, Mayaları katlettiniz, medeniyetlerini yok ettiniz,” deyivermiş.


Yeni Sezonda Beklentiler

Hasat mevsiminin içindeyiz, iklim koşullarının önümüzdeki aylarda da iyi olması halinde dünya zeytin üretiminde iyi bir sezon yaşayacağımız umut edilmekte.

Bazı tahminlere göre içinde bulunduğumuz sezonda üretim rakamları şöyle olacaktır :

İspanya 1.250.000 ton
İtalya 250.000 ton
Yunanistan 300.000 ton
Tunus 120.000 ton
Türkiye 180.000 ton
Suriye 125.000 ton
Fas 70.000 ton

İspanya’da iç tüketim son aylardaki ekonomik kriz ile birlikte düştü. Normal olarak aylık iç tüketim ve ihracat toplamı 100.000 ton iken şu anda bu rakam aylık 80.000 tona düşmüştür. Tüketimin azalışından dolayı dönem sonu stokların 350.000 tona ulaşması beklenmektedir. Bu durumda, İspanya’daki gelecek yıl 350.000 ton devirden ve 1.250.000 ton üretimden olmak üzere 1.600.000 ton zeytinyağı miktarı olacağı beklenmektedir.

Dünyada süregelen ekonomik ve mali kriz nedeniyle, önümüzdeki yıl zeytinyağı fiyatlarının artmasının pek mümkün olamayacağı görüntüsü vardır. Fiyatların aşağı yukarı bugünkü seviyelerde kalması beklenmektedir.Talep arttığında fiyatların biraz yükselmesi, talep azaldığında tekrar düşmesini beklenirken, alımların spekülatif büyük alımlar değil, günlük alımlar olması öngörülmektedir. Sezon başında İspanya üretimi ile beraber fiyatlarda düşüş yaşanabilecek, üretim bittikten sonra piyasa sabit ve istikrarlı bir duruma gelebilecektir. Fiyatlar, bugün İspanya da geçerli olan fiyatların ötesinde beklenmemelidir. Sızma zeytinyağının İspanya'daki 2.400 Euro / ton’luk fiyatı makul bir fiyat izlenimi vermektedir.
İspanyol Çiftçi örgütü ASAJA ise önümüzdeki sezonda bütün İspanya’da 1.160.000 tonluk zeytinyağı üretimi öngörmekte. Bu üretim miktarının yaklaşık % 83’ünün (960.000 ton) Endülüs Bölgesinde olacağı tahmin edilmektedir.
Sofralık zeytin üretiminin ise 492.000 ton olması umuluyor.
İspanya dünya pazarında ağırlığını daha çok hissettirmekte.
Bu senenin flaş haberlerinden biri de İspanyol SOS Grubu’nun Ünilever’e ait İtalyan Bertolli markasını satınalmasıydı. Son zamanlarda İspanyollar, üretimin yanısıra ticari anlamda da inisiyatifi ellerine almaya, İtalyanların dünya pazarındaki liderliğini tehdit etmeye başladılar.Yani İtalyan zeytinyağı, İspanyolca konuşmaya başlıyor.

SOS Grubu, daha önce de bazı İtalyan markalarını satın almıştı. İspanyol SOS Grubu, Unilever'in Bertolli markasını satın alarak gücüne güç katıp, bugün 350-400 bin ton olan ambalajlı zeytinyağı pazarını Bertolli ile 600 bin tonlara kadar çıkarmayı planlıyor.
İspanya, Mayıs 2008 sonuna kadar 357.900 ton zeytinyağı ihracatı gerçekleştirdi. Bu rakam, geçen yıla göre % 5,4, son dört yıl ortalamasına göreyse % 12,8’lik bir artışı göstermektedir.
Aynı dönemde İspanya, 184.330 ton da sofralık zeytin ihracatını gerçekleştirdi. Sofralık zeytinde İspanya’nın 151.700 tonluk iç tüketimine bakarak sofralık zeytin üretiminin daha ziyade ihracata yönelik olduğu görülebilir.

IOOC verilerine gore, yeni sezonda 2.820.500 ton olacağı beklenen dünya üretiminin %43’ ü İspanya tarafından gerçekleştirilecektir.

Türkiye’de de önümüzdeki 2008-2009 sezonu Rekolte Tahmini Raporu açıklandı.
İzmir Ticaret Borsası liderliğindeki resmi heyetin açıklamasına gore; var yılının yaşanacağı yeni sezonda 327 bin 634 ton yemeklik zeytin, 159 bin 366 ton da zeytinyağı elde edilmesi bekleniyor.

Ege Zeytin-Zeytinyağı ihracatçıları Birliği’nin öngörüsü ise bu rakamın üzerinde. 180 bin ton civarında bir gerçekleşme olacağı yönünde. Bilindiği gibi geçen sene bu miktarın yarısı kadar bir üretim gerçekleşmişti. Önümüzdeki günlerdeki yağışlarla Türkiye’de rekoltenin yüzde 10 daha artacağı belirtilirken, yeni sezona 32 bin ton civarında zeytinyağının devredeceği ifade ediliyor.

Yaklaşık 200 bin tona ulaşacak ürünün nasıl eritileceği yönünde ihracatçılarda ciddi endişeler var.

Rakamlarla İspanya

Yüzölçümü : 50.479.000 Ha
Nüfus : 43.975.375 (1.1.2005)
Nüfus Yoğunluğu : 86,9 kişi/km2 (1.1.2005)
Kişi başı GSYİH :19.642 Cari fiyatlarla (2004, Euro)

İspanya’nın topraklarının %50’si tarımda kullanılıyor.

İspanya’da zeytinin geçmişi

Zeytin-zeytinyağı üretiminin İspanya’da çok eski bir geçmişi olduğu bilinmektedir. Anavatanı Mezopotamya ve Anadolu olan zeytinin İspanya’ya Fenikeliler ve Yunanlar tarafından getirildiği söylenmektedir.

Zeytin tarımı ve zeytinyağı üretiminin ilk kez Romalılar tarafından geliştirildiği söylense de zeytinyağı üretimine en büyük katkının Araplar tarafından yapıldığı belirtilmektedir.

Rakamlarla İspanya’da zeytin-zeytinyağı

İspanya, ağaç sayısında; hem sofralık zeytin, hem de zeytinyağı üretiminde açık ara dünya birincisi.

İspanyolların “zeytinyağı denizi gibi” söylemlerinin arkasında 300 milyon zeytin ağacının olduğunu ve zeytinin ülkenin hemen her yerinde yağa dönüştürüldüğünü söylemeliyiz.

-İspanya, dünya toplam zeytinyağı üretiminin %45’i ile dünyanın en büyük zeytinyağı üreticisidir.

-İspanya, dünya toplam zeytinyağı tüketiminin de % 20’sini gerçekleştirmektedir.

-İspanya genelinde zeytinlikler 2.456.719 hektara yayılmıştır.

-Sektörde 380.000 kişi istihdam edilmektedir.

-En kötü iklim koşullarında bile yıllık ortalama 800.000 Tonluk bir hasat elde edilmektedir.

-Üretilen zeytinlerin %96’sı zeytinyağı üretimi için ayrılmış iken, kalan %4 sofralık zeytin olarak piyasaya sunulmaktadır.

-Zeytinyağı üretim sektöründe yaklaşık 1.814 üretici (almazaras), 61 yağ çıkarıcı, 26 rafineri, 580 laboratuar ve yaklaşık 1.595 paketleme ünitesi faaliyet göstermektedir.
Bu üreticilerin %14’ü geleneksel tipte üretim yaparken bunların üretimi toplam zeytinyağı üretiminin %1,16’sını oluşturmaktadır. Geri kalan üreticilerin %9’u 3 fazlı sistemle üretim yaparken, %72’si en modern teknoloji olan 2 fazlı sistemle üretim yapmakta ve %5’i de bir veya daha fazla metodu bir arada kullanarak karışık sistemle üretim yapmaktadır. 3 fazlı sistemle üretim yapan üreticiler toplam zeytinyağı üretiminin %3,18’ini gerçekleştirirken, 2 fazlı sistemle üretim yapanlar toplam üretimin %90,10’unu gerçekleştirmekte, karışık sistemle ise toplam üretimin %5,55’ini gerçekleştirmektedir.

-Zeytinyağı üretiminin en son aşaması olan şişeleme sektöründe 1.595 şirket faaliyet göstermektedir. Bu işletmelerden %90’u bir üreticiye bağlı olarak faaliyet göstermektedir.

-İspanyol zeytinyağı üretiminin yaklaşık %3’ü organik zeytinyağı üretimidir.

-İspanya’nın en büyük ihracat kalemleri arasında yağlar ve zeytinyağları 13. sırada yer almaktadır.

Yıllara göre İspanya’nın Zeytin-Zeytinyağı üretim, tüketim, ihracat, ithalat rakamlarına bakarsak:

Üretim (bin ton) Tüketim (bin ton) İhracat (bin ton) İthalat (bin ton)
2002 / 03 857,8 591,3 537,6 39,1
2003 / 04 1.416,6 625,9 633 61,9
2004 / 05 989,8 615,7 545,5 79,8
2005 / 06 827,4 477,7 453,6 85,5
2006 / 07 1.105,4 304,4 282,2 54,9
2007 / 08 1.250

İspanya’da Zeytin Türleri

İspanya genelindeki farklı iklim yapıları sayesinde değişik bölgelerde farklı zeytin türleri yetişmekte ve her bir zeytin türünden farklı tipte zeytinyağları üretilmektedir.

İspanya’da yaklaşık 260 farklı zeytin türünün var olduğu saptanmıştır.

Zeytinyağı üretiminde en çok kullanılan zeytin türleri: Picual, Picudo, Lechin, Cornicabra, Hojiblanca, Arbequina, Empeltre, Verdiel, Pico-Limon, Morisca, Verdala, Royal, Mollar, Morruda, Farga ve Manzanilla Cacerena’dır.

Zeytin üreticisi bölgeler

İspanya’daki en büyük zeytinyağı üreticisi bölge, üretimin %75’ini gerçekleştiren Endülüs bölgesidir. Onu üretimin %14’ü ile Castilla-La Mancha, %6 ile Extremadura, %4’ü ile Katalunya ve yaklaşık %1 ile Aragon ve Valensiya izlemektedir.

İspanya’daki 1.814 zeytinyağı üreticisinin %45’i Endülüste olup, bunun %40’ı da Jaen’dedir.

İspanya’da coğrafi tescil almış olan zeytinyağı tipleri ve bölgeleri

İspanyol naturel sızma zeytinyağlarının büyük bir kısmı zeytinyağının kalitesinin artırılması amacıyla ‘Coğrafi Tescil’ ile koruma altına alınmıştır. Coğrafi Tescil, üretim alanı, ürün çeşitleri, üretim teknikleri ve bitki karakteri gibi o ürünü özel kılan bütün özellikleri düzenler. Sadece coğrafi tescil almış olan zeytinyağları diğer zeytinyağlarından ayrılacak şekilde bu tescile ilişkin logoları taşıyabilirler.

İspanya’da coğrafi tescil almış 20’yi aşkın zeytinyağı ve bölgesi bulunmaktadır. Bunlar:

Antequera, Baena, Baix Ebre-Montsia, Bajo Aragón, Estepa, Gata-Hurdes, La Rioja, Les Garrigues, Mallorca, Monterrubio, Montes de Granada, Montes de Toledo, Sierra de Cazorla, Sierra Magina, Sierra de Segura, Siurana, Poniente de Granada, Priego de Cordoba, Sierra de Cadiz, Tierra Alta’ dır.

İspanya’daki zeytinciliği Türkiye’deki ile karşılaştırırsak

Zeytinciliğimizin sorunlarını en yakından izleyen gazetecilerden sayın Ali Ekber Yıldırım, İspanyol zeytincilerinin Tariş’le yaptığı temaslar sonrasında, Kasım 2007’de Dünya Gazetesi’ndeki köşesinde bazı bilgileri paylaşmıştı.

İspanya’da, uzun yıllar üreticiye zeytinyağında kilo başına 1,3 Euro destekleme primi ödendi.

Avrupa Birliği’nin tarımsal destekleme reformu kapsamında yapılan değişiklikle şimdi de kilo başına ödeme yerine alan bazında destekleme ödemesi yapılıyor.

Buna göre, 2007-2013 yılları arasında İspanya’da zeytin üreticisine hektar başına üreticiye 550 Avro doğrudan destek ödenecek. İspanya’daki zeytin üreticisi 2013 yılına kadar bu desteği alacağını biliyor. Yani önünü görebiliyor.
Türkiye’de ise zeytin üreticileri bu türden desteklerden ne yazık ki yoksunlar.

Zeytinyağında daha önceki yıl kilo başına 11 kuruş olan destekleme primi, geçen sene 20 kuruş olarak ilan edildi.

Açıklamalara göre; prim miktarı, bu sene de 21 kuruş olacak. Tarımsal Destek ve Yönlendirme Kurulu'nun başta pamuk ve zeytinyağı olmak üzere bazı tarım ürünlerinde 2008 yılı primini sadece 1 kuruş artırma yönündeki çalışmasına tarım kesiminden büyük tepkiler geldi. Tarım sektörü yetkilileri, düşük prim verilmesi halinde birçok tarım ürününde ithalata bağımlılığın artacağını ifade ediyor.

Sadece primin azlığı değil sorun. Destekleme primleri genellikle bir sene gecikmeli olarak ödenebiliyor. Bu durumda üreticiler, ancak kooperatiflerinin desteğiyle üretimlerini sürdürebiliyor. Ama kooperatiflerin durumu da malum.

Türkiye’deki süregelen sistemle uzun yıllar üretimin sürdürülemeyeceğini bilmek için kahin olmak gerekmiyor. Bu işin böyle devam etmesi olanaksız.

Nasıl olup da İspanya’nın arkasından en büyük zeytin olabileceğimizi bir bilen varsa açıklasın.

Murat Küçükçakır’ın izlenimleri

Sevgili Murat Küçükçakır hocam da İspanya inceleme gezisi sonrasında aşağıdaki gözlemlerini aktarmıştı :

“Bilindiği üzere Ege İhracatçılar Birliğinin İspanyaya düzenlemiş olduğu inceleme gezisine katılmış bulunmaktayım. Bu gezi içindeki izlenimlerimi sizlere aktarmaya çalışacağım. Öncelikle kendi konum olan hasat ile başlamak istiyorum.
Gezinin 2. günü Sevilla- Cordoba arasında bir bölgede bulunan zeytinliklerde hasat şekillerini görmek için gittik.Gittiğimiz bölge dekarda 7 ağaç bulunan hojiplanca çeşidi dikilmiş İspanya nın bir çok bölgesin de rastladığımız 3 gövdeli olan ağaçlardan oluşuyordu
Özellikle körfez bölgesinde olduğu gibi koyun korkusu olmadığından ağaçların dalları yerlere kadar inmişti
Hasatta pelenc bugy 900 kullanıldı. Türkiye de satılan bugy 1200 daha önceki yıllarda üretilmiş ilk modellerinden.
Sallama esnasında sırıklarla düşmeyen uç dallardaki taneler düşürüldü. Türkiye ye göre sırık acısından değişen tek şey sırıkların karbon-fiberden olmasıydı.Burada dikkate alınması gereken konu sırığın ana hasat aracı olarak değil, gövde sallayıcıya takviye şeklinde kullanılmasıydı.
Tente üzerinde kalan dal parçaları Türkiye’de çim üzerindeki yaprakları toplamak için kullanılan tarak benzeri bir aletle uzaklaştırıldı.
Tenteler toplanarak daneler bir araya getirildi ve traktöre monteli kepçe üzerine döküldü.
Boşalan tenteler tekrar ağaçların altına hemen serildi.
Kepçe ile doğru romörka dökülerek fabrikaya sevk edildi.Kimse çuval ve kasalarla uğraşmıyordu.
İşin maliyet kısmına gelince; işciler günde 6 saat çalışıyorlar. Günlük 45 euro ödendiğini ve oradaki ekibin günde ortalama 10 ton zeytin hasat ettiğini söylediler. Kaba bir hesapla, 1 kg zeytini 0,11 kuruşa topluyorlardı.”

Murat Küçükçakır hocam, Şubat 2008’de paylaştığı İspanya izlenimlerinin bir bölümünü de zeytinyağı fabrikalarının işleyişine ayırmıştı.

Gönderdiği aşağıdaki tablo birçok şeyi anlatıyor :

Kapasite(Ton) Adet İşleme yüzdesi
0-10 150 0,0310-20 75 0,0920-100 423 2,08
100-250 366 5,27250-500 214 6,90500-1000 229 14,55
1000-2500 213 30,55
2500-5000 91 28,79
5000 ve üzeri 18 11,73
TOPLAM FABRİKA SAYISI :1776

Murat Küçükçakır izlenimlerinden çıkardığı sonuçları şu şekilde aktarıyor :

“Sonuç olarak ortalama 1.200.000 ton zeytinyağı, 1776 fabrikada gerçekleşen üretimle elde ediliyor.

Ülkemizdeki zeytinyağı işleme fabrikası sayısının 1000 adet civarında olduğu söylenmekte. Bizde ortalama 120.000 ton yağı 1000 adet fabrikayla elde ediliyor. Bizde ki zeytinyağ fabrikaların kapasiteleri konusunda bilgim yok, ancak tahminim 250 tonun üzerinde ondan fazla fabrika yoktur. İspanya da elde edilen yağın yaklaşık % 70’i 1000 ton ve üzeri fabrikalardan elde edilmektedir.Burada ispanyanın maliyetlerini düşürmede kurduğu yalın sistemin avantajlarını nasıl kullandığını hep birlikte görmekteyiz.”

İspanya’da kooperatifçilik

Zeytincilik konusunda İspanya’da faaliyet gösteren çok sayıda kooperatif birliği vardır.

EZZİB Başkanı ve TİM Başkan Vekili Ali Nedim Güreli, "İspanya'da kooperatifler toplam zeytin ve zeytinyağı üretiminin yüzde 75'ini karşılıyor. Kooperatifçilik çok güçlü,” diyor. Sene başında İspanya’da kooperatiflerle yaptıkları temaslarla izleyecekleri politikaları yerinde tespit etme fırsatı bulduklarını ifade ediyor.

İspanya ekonomisine önemli katkısı olan tarım ürünleri arasında şarap, yağlık ve sofralık zeytin, meyve ve sebze türleri ile süt ve ürünlerinde tarımsal amaçlı kooperatiflerin yeri son yıllarda önem kazanmıştır.

Aslında İspanya kooperatifçiliğinin genç bir harekettir. İspanya’da 20.yüzyılın başlarında ilk tarımsal amaçlı kooperatiflerin kurulduğu görülmektedir.

İspanya Tarım Kooperatifleri Merkez Birliği (CCAE) 1985 yılında kuruldu. Bugün yaklaşık 1milyon bireysel ortağı, 4500 birim kooperatifi ve 15 bölge birliği vardır.

Öncelikli olarak son yıllarda güçlü üst örgütlenme ve pazarlamada yeni yöntemler denenmektedir.

Değişen günümüz koşullarında üretim kooperatifleri şeklinde örgütlenen üretim sektörü daha fazla önem kazanmaya başlamış ve bu işletmeler naturel zeytinyağını dökme olarak satmak yerine kendi markalarıyla pazarlamaya başlamışlardır. Halihazırda kooperatifler şeklinde örgütlenmiş olan üreticiler toplam üreticilerin %56’sı olup bunlar toplam üretimin de %67’sini gerçekleştirmektedirler.

İspanya’da önemli bazı zeytincilik kurumları

ASOLİVA
ASOLIVA, İspanya’nın zeytinyağı ihracatçıları birliğidir. Kar amacı gütmeyen, özel bir statüsü olan ASOLIVA, her ne kadar resmi olarak Eylül 1977’de kurulmuş ise de benzer oluşumlar halinde 1928’den beri değişik adlar ve biçimlerde varlığını sürdürmektedir.
Birlik, hasat durumuna ve rekolteye bağlı olarak, İspanya’nın ambalajlı, şişeli zeytinyağı ihracatının % 95’inden fazlasını, dökme zeytinyağının ise % 50 ile % 75’i arasındaki kısmını ihraç eden, ağırlıklı olarak Endülüs ve Katalonya bölgelerinde faaliyet gösteren 59 zeytinyağı ihracatı şirketinin bir araya geldiği bir kuruluştur.
ASOLIVA’nın amacı, her ne kadar üyesi olan zeytinyağı ihracatçılarının çıkarlarını savunmak, İspanyol zeytinyağının tanıtımı, satışı için önlemler almak ve faaliyette bulunmak ise de herhangi bir iş muamelesinin bizzat içine girmemekte, üyesi olan ihracatçı firmaların bu meyandaki ticari faaliyetlerine destek vermektedir.
ASOLIVA, ihracat sektörünün temsilcisi profesyonel bir kuruluş olarak pek çok ulusak ve uluslar arası kuruluşun, federasyonun, birliğin üyesidir de.
Oleoestepa:Sevilla’da faaliyet gösteren Oleoestepa Kooperatifler Birliği, 4 bin ortaklı 16 kooperatiften oluşuyor.

Yılda ortalama 175 bin ton zeytin alıyor. Zeytinin bir kısmını sofralık olarak satıyor geri kalanından yılda ortalama 25 bin ton yağ elde ediyor. Yağın yüzde 60′ını ihraç ediyor, geri kalanını iç piyasaya satıyor.

Oleicata el Tejar:1960 yılında zeytin üreticilerince kurulan, halen 92 ortaklı “Oleicata el Tejar" adlı kooperatif, yılda 120.000 ton zeytini yağ olarak işlemektedir. 1.500 ton/gün kapasiteli pres tesislerinde ayrıca, 800 ton/ gün ayçiçeği de preslenmektedir. Adı geçen bu kooperatif birkaç yüksekokul ile birlikte işledikleri ürün artıklarından saatte 12.600 kilowatt elektrik enerjisi kazanan bir işletmenin de sahibidir.

İspanyol kooperatiflerinin uygulamaları

Oleoestepa’nın Genel Müdürü Alvaro Olavarria Govantes’in verdiği bilgilere göre
İspanya’daki uygulama satırbaşlarıyla şöyle:
İspanya’da zeytin üreticisi, ürettiği zeytinin tamamını ortağı olduğu kooperatife teslim etmek zorunda.
Kooperatif, üreticiden aldığı zeytini sofralık olarak veya sıkarak yağ elde ettikten sonra piyasada satıyor. Kooperatif, maliyetlerini ve masrafını düştükten sonra üreticiye ürünü ne zaman ve hangi fiyattan satılırsa onun üzerinden 15′er günlük dönemler itibariyle ödeme yapıyor.
Üretici, ürünü satılmadıkça kooperatiften avans veya ürün bedelini alamıyor. Ancak, çok zorunlu durumlarda, teslim ettiği ürünün yaklaşık değeri hesaplanıyor ve bankadan bunun yüzde 75′i kadar kredi alması sağlanıyor. Alınan kredinin yıllık faizi yüzde 4 civarında.

Türkiye İçin Çözüm ne olmalı?

İlk şartlardan biri olan devletin stratejik bir ürün olması gereken zeytinde gerekli desteği vermesinin dışında sorunun çözülmesi için ne tür önlemler alınmalı?

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin’in ifade ettiği gibi, evrensel kooperatifçilik ilkelerinin Türkiye’de de uygulanması olmalıdır.

EZZİB Başkanı Ali Nedim Güreli de "İspanya dünya zeytin ve zeytinyağında üretim lideri. Ancak bu alandaki ticarette ise, İtalya'nın liderliği sözkonusu. Son yıllarda İspanya, İtalya'nın pazardaki hakimiyetini kırdı. Dolayısıyla, dünya zeytinyağı pazarında söz sahibi olma hedefindeki Türkiye'nin İspanya'dan öğreneceği çok şey var. Sektör dünyada bir şey yamak istiyorsa İspanyasız olmaz" demişti.

Ancak bütün sektör bileşenlerinin aynı kanaatte birleşip, el ele vermeleri gerek.

Dilşen Oktay’ın dediği gibi, istediğimiz kadar müthiş üretim yapalım, eğer alıcısı yoksa veya üretimimiz yetersiz ise malımız değerlenmez… Sonuçta bu bir zincir ve sektörün bileşenlerinin hepsi; üreticiler, ihracatçılar zincirin halkaları...Birbirlerine bağlılar...Bir halkadaki hata tüm zinciri olumsuz etkileyecektir...

Bir Anı

Sonsöz niyetine Hasan Köşklü’den bir anı ile yazıyı noktalayalım :

“Denetim Kurulu arkadaşım rahmetli Ali Günsur ile Endülüs/ İspanya gezisindeydik.
Her günün gecesi olduğu gibi yine otelde dinlenirken günün de değerlendrimesini yapıyorduk.
Konumuz İspanya'da zeytinciliğin ulaştığı seviye, Franco'nun zeytinciliğe verdiği önem, AB den sağlanan destekler ve benzeri konulardı.
Bizi özellikle verilen önem nedeniyle İspanyol Zeytincisi'ne verilen önem ve geldiği seviye çok etkilemişti.
Rahmetli Ali Günsür, o gece unutamayacağım bir değerlendirme yaptı.
"Şu İspanyol zeytin üreticisine verilen öneme hayran oldum. Adamlar kendilerine sağlanan imkanlar ile üretim yapıyorlar, haysiyetli bir yaşam sürüyorlar. Memlekete dönünce arazileri, zeytinlikleri satıp, burada zeytinlik alarak burada çifçilik yapmak istiyor canım." anlamındaydı değerlendirmesi.
Ali Günsur, tabii ki zeytinliklerini satmadı,memleketini terketmedi ve İspanya'ya yerleşmedi. Rahmetli olana kadar bu topraklara hizmet etmeye devam etti.
Yüksek sesle yaptığı değerlendirme, o günlerde içinde bulunduğumuz duruma isyanıydı.
O gün yaptığı değerlendirmeye ben de katılıyorum, içinde bulunduğumuz duruma tepki anlamında ve Ali Günsur'u rahmetle anıyorum.”

Kaynaklar :

- “Zeytinyağı Sektörü Raporu”,T.C. Madrid Büyükelçiliği Ticaret Müş.,Temmuz 2007,
- “Zeytinyağı kooperatifçiliği”, T.C. Madrid Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği Raporu,
17 Temmuz 2007
- “İspanya ve Türkiye’de Zeytin Kooperatifçiliği”, Ali Ekber Yıldırım,
Dünya Gazetesi, 7 Kasım 2007.
- “İspanya Gezisi İzlenimleri”, Murat Küçükçakır, Şubat 2008

Wednesday, April 09, 2008

Zeytinimiz-Zeytinyağımız Dünya Vitrininde


Zeytinimiz-Zeytinyağımız Dünya Vitrininde

M. Hakkı Yazıcı
mhyazici@gmail.com

Kaynak: Z&Z Dergisi 
10. Sayı (Nisan-Mayıs 2008)

Sektörümüz, bütün sorunlarına rağmen yeni atılımlar peşinde; yeni dış pazarlar ve iç tüketimin arttırılması için yoğun çaba içinde.

Kuraklık, düşen verim, düşük rekolte, yükselen maliyetler, azalan ihracat rakamları, verilmeyen prim oranları derken sorunlar sıralamakla bitmiyor. Ancak “bu maçı alacağız, başka yolu yok!...”

Zeytin üreticisi mutsuzken zeytinler mutlu olabilir mi? Elbette ki hayır!... Keyifsiz iki zeytin tanesi, biraz havaları değişsin diye komşu zeytinlikteki akrabalarını ziyarete gitmek üzere yola çıkarlar. Kendi zeytinliklerinden komşu zeytinliğe gidebilmek için aradaki asfalt yoldan geçmeleri gerekmektedir. O sırada, aniden, yolun başından hızla gelen bir araba görünür. Kaçmaya çalışırlar. Ama çok geçtir; arabanın altında kalırlar.

Araba geçtikten sonra zeytin tanelerinden biri kendi gelir, diğerine seslenir:

“Hadi zeytin ezmesi, kalk gidelim.”

Şaka bir yana ürettiği zeytinyağının ancak yarısını tüketebilen ülkemiz, geri kalan yarısını ihraç etmek zorunda. Yani amiyane tabirle eli mahkum. Aynı şekilde dünyanın İspanya’dan sonra en büyük üreticisi olduğumuz sofralık zeytinimizi de…

Hal böyle olunca ihracat pazarlaması önemli olmakta. Kalitesinden zerre kadar kuşkumuz olmayan zeytinimizi-zeytinyağımızı tanıtmak, marka yaratmak, dünya vitrininde olmak, uluslararası fuarlarda boy göstermek gerekiyor.

İhracatımızın geldiği nokta


İş yaşamı, o meşhur ifadeyle, ülkemizin “70 cent’e muhtaç” olduğu yıllarda başlayan bu satırların yazarı, ihracatımızda geçen yıl 100 milyar doları aşan rakamları görebilmiş olmaktan son derece mutlu; ancak daha iyi şeylerin olabileceğine emin olduğundan yine de tatminsiz; biraz huysuz ve mutsuz…

Hele hele genel ihracatın arttığı bir yılda zeytin-zeytinyağı ihracatının düşmesinden ve içinde bulunduğumuz sezonda da düşme eğiliminin devam ediyor olmasından son derece rahatsız. Huysuz ve mutsuz, ama yine de umutsuz değil.

Bu satırların yazarı, okulunu bitirdikten sonra başlayan iş yaşamında çalıştığı kurumun işletmelerinin gereksinimi olan yedek parçaların ithalatı için açılan akreditifi müjdelediği ABD’li satıcıdan cevaben aldığı aşağılayıcı teleksin bir kopyasını hala saklamakta. Üç bakanlığın izni alındıktan sonra, aracı bankanın Merkez Bankası’na ilettiği başvuru sonunda akreditif açılmıştı. Ancak ilk sipariş yazışmalarının başlamasının üzerinden iki yıl geçmişti ve satıcı firma özetle, “yahu siz dalga mı geçiyorsunuz? Sipariş verdiğiniz günden bu yana dünya fiyatları en az iki kez değişti!” diyordu. Teleksi okuduktan sonra, masasında kös kös oturup, dış ticaretin, ithalatın, ihracatın ve memleketin genel sorunlarını düşünürken (-ki ülke yine karanlık bir süreçten geçmekteydi ) edebi iddiası olmayan, ancak manidar olan aşağıdaki dizeleri karaladı.

İHRACAT
Teleks tıkırdıyor,
Koşuyorum, ne geliyor, diye bakmaya.
Falanya’dan sevgi ve huzur talebi var.
Allah allah,
Nereden bulacağız şimdi, sevgi ve huzuru,
Üreticileri kimler, acaba,
Transit ticareti yapılabilir mi,İhracı lisansa bağlı mallar listesinde mi,
Yoksa belli bir merciin emrine mi bağlı?
Rejimi açıp bakıyorum,
Madde 2
Kanun ve kararnamelerle
İhracatı yasaklanmış mallar dışında,
Kalan bütün malların ihracatı,
İhracat rejimi çerçevesinde serbesttir.
Sevgi ve huzurİhracı yasak mallar listesinde,
Sevgi ve huzura olan büyük ihtiyaç nedeniyle,
İhracı yasak,
İthalat rejimine göre libere...
Daha değil internetin faksın dahi henüz haberleşme hayatına girmediği, yazışmaların teleksle yapıldığı; bankaların döviz pozisyonlarının bulunmadığı, bütün döviz transferi işlemlerinin uzun izin süreçlerinin sonrasında Merkez Bankası tarafından yapıldığı; çok katı bir dış ticaret ve kambiyo rejiminin uygulandığı bir dönemden söz ediyoruz. Bu olayın yaşandığı 1980 yılında sadece 2.9 milyar ABD doları olan ülkemizin ihracatı geçen sene 106 milyar ABD dolarlık gerçekleşmeyle rekora ulaştı. Bir çeyrek asırda ihracatımız otuzaltıbuçuk kere arttı: Yani ihracatımızın maşallahı var. Çok şey değişti, ama yine de bütün bu değişikliklere rağmen bir şeyler eksik hayatımızda. Farklılaşmış da olsa ülkemiz, siyasal, ekonomik, toplumsal sorunlarıyla başa çıkmaya çalışıyor. Yine sevgi ve huzura çokça ihtiyacımız var. Bu dizeler, belki de bu yüzden hala anlamlı.

Sevgi ve huzur, birbirimizi anlamak, birlikte iş yapabilmek, dayanışmak, başarmak için sektörümüzün de ihtiyacı olan şey.


Pazarlama becerimiz ne durumda ?

Pazarlama becerisi, Müslüman mahallesinde dahi salyangoz satabilmektir. -Ki zeytinimiz-zeytinyağımız, dünya pazarlarına iç rahatlığıyla sunabileceğimiz, yüzümüzü kara çıkartmayacağını bildiğimiz ender ürünlerden. Yeter ki dünya piyasalarının farkında olalım, ayak uydurabilelim, rakiplerimizle rekabet edebileceğimiz koşulları yaratalım, tanıtımımızı gereğince yapabilelim.

4. Pazarlama Zirvesi için İstanbul'a gelen konuşmacılardan Prof. Dr. Don Thomson dikkat çekici bir açıklamada bulunmuştu. Don Thomson, "Türkiye, dünyanın en kötü pazarlanan ülkesidir. Türkiye, gerçeğe dönüşmeyi ve var olmayı bekleyen bir fırsattır," demişti.

Bu açıklamaları aktaran, “ülkemiz pazarlama stratejisini gözden geçirmeli ve yeni pazarlama stratejileri hayata geçirmelidir,” diye yazan Mehmet Akif Çakırer, yazısında zeytin-zeytinyağı pazarının açık ara şampiyonu, rakibimiz İspanyolların yaptıklarından örnekler veriyor:

“İspanyolların yaptıklarını görünce insan ister istemez üzülüyor. Bizler domates para etmeyince yollara saçarken onlar işe yaramayan domatesleri domates festivalinde birbirlerine atarak kutluyorlar. Bizler kurban bayramında başımıza gelebilecek en kötü işin kurbanlık boğanın kaçması olduğunu düşünürken yine İspanyollar, San Fermin festivalinde sokaklara boğaları serbest bırakıp önlerinde de insanların kaçmalarını bekliyorlar. Ve inanır mısınız her iki festivali görmek için binlerce turist İspanya'ya geliyor. Bizim hiçbir ilçenin hatta ilin yapamadığını İspanya’nın ilçeleri yapabiliyor. Bizim bilmediğimiz yerelin pazarlanmasını onlar dünya ölçeğinde yapıyor.

Peki bunu nasıl yapıyor İspanyollar:

1- Medyayı iyi kullanıyorlar.
2- Yereli pazarlarken statükocu düşünmüyorlar.
3- İşi eğlenceli hale getiriyorlar.
4- En kötü durumda bile para kazanmasını biliyorlar.
5- Kolay yolu değil, zor olanı tercih ediyorlar.
6- Dünyada kimsenin yapmadığını yapıyorlar.
7- Pazarlamayı memleket meselesi olarak görüyorlar.
8- Kesinlikle sıra dışı düşünüyorlar.
9- Pazarlamada eğlenceyi ve heyecanı iyi kullanıyorlar.

Peki bu bilgiler ışığında ne söylenebilir?

Kaymak Şenliklerini artık yerellikten kurtarmak gerekiyor. Anlık ve statükocu düşünmemeliyiz. Örneğin bu yıl Alanya ve Gazipaşa ilçelerinde, para etmediği gerekçesiyle 300 ton domates çöpe döküldü. Alanya’da 50 ton, Gazipaşa’da ise 250 ton domatesi satılmadığı gerekçesiyle çöpe atan üreticiler maliyeti bile kurtaramadıkları için ne yapacaklarını bilemiyor. Dere ve çay kenarları adeta domates çöplüğüne dönüşürken, seralarda bulunan domatesler ise alıcı olmadığı için çürümeye terk ediliyor. Böyle bir durumda sıradan bir İspanyol'un yapacağı son iş domatesleri çöpe dökmektir. İspanyol domatesi festivalde kullanıyor. Ve bunu görmek için insanlar o şehre akın ediyor. Sonuç olarak yerelin pazarlamasını bir memleket meselesi olarak görmeli bol bol beyin fırtınası yapmalıyız. Çünkü sıra dışı düşünceler ancak beyin fırtınasının sonunda çıkar."

Bundan yola çıkarak Dünya tarımsal ürün ihracatına baktığımda başı Hollanda'nın çektiğini görüyorum...


Hollanda'nın nüfusu ne kadar?
On altı milyon.
Yüzölçümü ne kadar?
Otuz dört bin kilometre kare.. Hap kadar.
Tarımda kaç kişi çalışır?
Altı yüz bin...
Hollanda'nın toplam ihracatı ne kadar?
İki yüz seksen milyar dolar..
Toplam ihracat içinde tarımın payı ne kadar?
Altmış milyar dolar.”


Fazla söze ne gerek. Durum ortada…

Zeytin-Zeytinyağı muhtemeldir ki, sadece tüm Akdeniz havzasında üretilip, küresel pazarda tüketilen ender ürünlerdendir. Zeytinyağı ticaretinin gelişmesindeki anahtar faktör kuşkusuz talepteki artış olacaktır.-Ki artan sağlıklı beslenme ve kaliteli ürün tüketme eğilimleri talebin giderek artmasını sağlamakta. Toplam talep, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde artmaya devam edecektir. Geleneksel tüketici durumunda olan Akdeniz havzası ülkelerinin haricinde de yükselen bir değer olan zeytinyağına talep çoğalmaktadır.

Bu tüketim artışı, bir ölçüde ülke bazlı tanıtım etkinliklerinin gücüne bağlıdır. Ancak artma eğilimi gösteren tüketime ve dolayısıyla talebe hazırlıklı olanlar pazarda hak ettikleri yeri alabileceklerdir. Sadece üretim anlamında değil, pazarlama becerileri anlamında da…

Zeytinyağı tanıtımında Uluslararası Fuarların önemi

Kabul gören bir ifadeyle, pazar, her türlü mal ve hizmetin alınıp satıldığı ya da takas yoluyla el değiştirdiği yer olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram çerçevesinde, semt pazarları, borsalar, fuarlar, sergi ve panayırlar, farklı ülkeler ile kişi veya kuruluşlar arasındaki değiş-tokuş faaliyetine konu olan alanlar pazarı oluşturur. Buna göre pazar; alıcılarla satıcıların serbest bir biçimde karşılaştıkları, kâr amaçlı ya da kâr amaçsız her türlü mal ve hizmetin alıcı ve satıcılar arasında değiştirildiği veya değişim fiyatının oluştuğu yer veya koşullar dizisi, şeklinde tanımlanabilir.

Bu, evinin haftalık erzak tedariki için semt pazarına giden Ayşe Teyze’nin pazarcı Halil’le olan ilişkisi için de böyledir; ABD’nin önemli restoran zincirlerinin tedarikçisi, toptancısı Mr. George’un Anatolive Fuarı’nda Türk zeytin-zeytinyağcıları ile sipariş öncesi görüşmeleri için de…
İster ulusal olsun, ister uluslararası olsun, ticaret fuarlarının günümüzde pazarlamanın en önemli araç ve işlevlerinden biri olduğu kuşkusuz.

Fuzuli’nin dediği gibi, “Dünya herkesin kendi malını sattığı bir pazar yeridir.” İhracat pazarlamasındaysa uluslararası fuarların çok önemli yeri olduğu malum. Uluslararası fuarlar, ihracatçılar için hem vitrin, hem de pazar yeri işlevini yerine getirirler. Satıcı ile potansiyel müşterinin doğrudan buluşma olanağı sağlanır. Artık şirketler, fuarlara sadece prestij sağlamaktan çok iş bağlantısı kurmak için katılıyor.

Ayrıca ticari fuarlar, genellikle belirli bir sektöre yönelik, ziyaretçileri konuyla doğrudan ilgili ve müşteri olabilme potansiyeli taşıyan kişi ve kurumlardan oluşmaktadır. Ve bu ziyaretçiler, genel olarak, fuarda almak istedikleri ürünle ilgili sunumlardan etkilenme eğilimindedirler. Bu yüzden de ihtisas fuarları daha büyük ilgi görüyor.

Unutmayalım ki fuarlar gezme tozma yerleri değildir; vakti, fırsatı iyi değerlendirip kendimizi kısa tarafından, en özlü, en çarpıcı tanıtmanın yollarını bulmalıyız, yoksa “biz leblebi diyemeden pazar savulur.”

Fuarlar, sadece potansiyel müşterilerle karşılaşma ve onların tepki ya da ilgilerini ölçebilme açısından değil, fuara katılan aynı sektördeki diğer rakip firmaları da görüp onların ürün, strateji ve pazar potansiyellerini karşılaştırmak açısından da çok yararlıdır. Yani rakipleri izlemek açısından da fuarlar önemli bir fırsat sunuyor. Bundan yararlanarak ürünle ilgili piyasa ve rekabet durumları belirlenebilir.

Başkaca fuarlar, acente ve dağıtım kanallarındaki aracılarla doğrudan bağlantı kurulmasına vesile olabilir. Böylelikle, ihracat olanakları yaratmaya çalışan bir şirket, ihracat kanallarındaki bu aracıları bulabilir.

İhracat olanakları arayan firmalar yönünden, ihracat yapabilen firmalarla karşılaşıp onların deneyimlerinden yararlanmak, fuarların hem eğitici, hem de teşvik edici yönlerindendir.
Her ne kadar zeytin-zeytinyağı sektörümüz ticari fuarlara gerekli ilgiyi henüz yeterince göstermiyor olsa da bu fuarlara katılmanın pazarlama açısından en düşük tanıtım maliyetleri arasında olduğu muhakkak. Ayrıca uluslararası ticari fuarlara katılımı teşvik için devletin sunduğu destek ve vergi muafiyetleri mevcut.

Zeytin-zeytinyağı sektörü birkaç yıl öncesine kadar genel gıda fuarlarında fark edilme çabası veriyordu. Ancak bugün artık sektör, tek çatı altında bir araya gelebildiği Anatolive ve Vinolive gibi önemli ihtisas fuarlarına sahip.

Zeytin - Zeytinyağı Sektörü 2. kez Anatolive çatısı altında bir araya geliyor

Anatolive Fuarı, zeytin-zeytinyağı sektörünün geçen seneki daha ilk buluşmasında geleceğe ilişkin umutlu, parlak bir tablo sunmuştu.

Bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek Anatolive, dünyanın en önemli uluslararası zeytin-zeytinyağı fuarlarından biri olmak yolunda.

Zeytin ve zeytinyağı sektörünü tek bir çatı altında bir araya getiren ve bir ihtisas fuarı olma özelliğini taşıyan Anatolive, 17-19 Nisan 2008 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde sektör bileşenlerini ağırlayacak.

İhracat bağlantılarının yanı sıra yurtdışında işbirliği, bayilik, ortaklık, yabancı sermayeli yatırımlar yapmak için zemin hazırlamanın da mümkün olduğu Anatolive Fuarını geçen yıl toplamda 4 bin 405 kişi tarafından ziyaret ederken, 66 stantta, 84 ayrı firma ve markanın, toplamda 117 grup ürünü sergilenmişti.

Ezgi A.Ş. Fuarcılık tarafından, DTM (Dış Ticaret Müsteşarlığı), TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi), EZZİB (Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılar Birliği)’nin stratejik destekleri ve Zeytindostu Derneği’nin partnerliği ile düzenlenen Avrasya Zeytin, Zeytinyağı ve Prosesleri Fuarı & Kongresi Anatolive, bireysel ve bölgesel katılımların yanı sıra verilen teşvik destekleri ile yoluna bir kat daha güçlenerek devam ediyor.

Zeytin ve Zeytinyağı sektörüne yönelik Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde düzenlenen bir toplantıda TİM Başkanı Oğuz Satıcı, yurtiçi ve yurtdışı tanıtımların önemine değinerek, Anatolive fuarının ulusal ve uluslararası tanıtımda bir kale gibi desteklenmesi gerektiğini belirtmişti.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde düzenlenen bu toplantıda TİM Başkanı Oğuz Satıcı’nın başkanlığında Türkiye’de zeytin ve zeytinyağı sektörüne hizmet veren bölgelerin Ticaret ve Sanayi Odaları bir araya gelmişti. Satıcı, toplantıda sektörün ayakta kalması ve gelecekte uluslararası pazarlarda söz sahibi olması gerektiğini söyleyerek, “İç ve dış pazarda ürünlerimizin kabul görmesi için çalışmalar yapacağız. İç pazarda özellikle 17-19 Nisan 2008 tarihleri arasında Dünya Ticaret Merkezi’nde bu yıl 2’incisi düzenlenecek olan Anatolive fuarı 5-10 yıl sonra bölgenin sektörel merkezi olacak. Zeytin-zeytinyağı dünyasında bir iddiamız var ise mutlaka bu fuarı yaşatıp, geliştirmemiz, bu kaleyi sağlam tutmamız ayrıca Anatolive’i uluslararası tanıtımın bir öğesi olarak da görmemiz gerekiyor,” diye konuşmuştu.

TİM Başkanı Satıcı, “Anatolive bizim önem verdiğimiz bir fuar. Anatolive’in Asya-Avrupa-Afrika bölgesinde uluslararası bir ihtisas fuarı olmasını istiyoruz. Bu sektörden pay almak isteyen tüm bölgelerin bu fuara sahip çıkıp İstanbul ve yurtdışına taşıyacak şekilde güçlendirmesi gerekiyor. Ülkenin tümünü bir yerde kümelemek zorundayız,” diye görüşlerini açıklamıştı.

Türkiye'de varolan zeytin ve zeytinyağı potansiyelini yurtiçinde ve yurtdışında muhtelif etkinliklerle tanıtarak Türk zeytin-zeytinyağı sektörü ile endüstrisini ulusal ve uluslararası alıcılarla buluşturmayı hedefleyen Anatolive, bu yıl da sektörün gücünü göstermesi açısından önemli bir vitrin özelliğini taşıyor.

Sektörün gıdadan ayrı olarak bir ihtisas fuarı ile kendini özel olarak tanıtma şansına sahip olması Türk zeytin-zeytinyağı sektörünü uluslararası arenada da bir adım öne taşıyor. Özellikle firmaların kendi markalarını ve ürünlerini tanıtabilecekleri fuarda, kurumsal imajın pekiştirilmesi ve sektör içi iletişiminde sağlanabilmesi mümkün.

Fuarın en önemli amaçlarından biri olan uluslararası pazarlar ve uluslararası bağlantılar anlamında da önemli adımlar atılmakta. Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın (DTM) çalışmaları sonucunda fuara Türk firmalarının tanıtımı ve sıcak bağlantıların yapılması amacıyla hedef ülkelerden alım heyetleri de getirilecek.

Vinolive 2008- 5. Zeytin, Zeytinyağı, Şarap ve Teknolojileri Fuarı

Zeytin-zeytinyağı sektörünün dünya vitrinine çıktığı bir diğer önemli ihtisas fuarı da Vinolive.

İZFAŞ, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) ve İzmir'deki meslek odaları temsilcilerinin desteğiyle 29 Mayıs -1 Haziran 2008 tarihleri arasında Uluslararası İzmir Fuar Alanı'nda Vinolive 2008- 5. Zeytin, Zeytinyağı, Şarap ve Teknolojileri Fuarı'nı düzenleyecek.

Geçen yıl 5 bin 250 metrekare alan üzerinde düzenlenen fuara 133 firma katılmıştı.

Fuarın tanıtım toplantısında EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Yardımcısı Nedim Kalpaklıoğlu, sektör adına tarih yazdıklarını kaydederek, "Bölgemiz, zeytin ve zeytinyağı bölgesidir. Fakat ne hikmettir ki bu nimetleri tanıtma fırsatı olmamıştır. Türk zeytinyağını tanıtmak için fuarlara gittik. Bir yere gittiğimizde mal almak için gittiğimizde alıcı ona göre davranıyordu. Şimdi onlar gelsin, bizi yaşadığımız yerde görsünler istiyoruz," dedi. Sanayi, ticaret odası, borsa ve üniversitelerle yapılan görüşmelerde çok güzel bir işbirliği yakaladıklarını belirten Kalpaklıoğlu, Ege Bölgesi'ni, zeytin ve zeytinyağını tanıtmak istediklerini, bu amaçla Amerika, İspanya ve İtalya'dan da önemli alıcıları fuara getirmek istediklerini dile getirdi.Dünyada zeytin ve zeytinyağı sektöründe önemli bir oyuncu olabilmek için üretimin artırılması gerektiğini kaydeden Kalpaklıoğlu, Türkiye'de 200-250 bin ton olan üretim miktarının 750 bin tona çıkarılması gerektiğini ifade etti. UZZK Başkanı Dr. Mustafa Tan ise "üretimin teşvik edilmesini ve insanların zeytin ve zeytinyağı ile tanışmasını önemsediklerini" ifade etti. Tan, "Tıpkı ilk kurşunun İzmir'den atılması gibi bizim olan, bizden çıkan ve başka ülkeler tarafından baş tacı edilmiş zeytinyağını büyük hedeflere yürütmeye kararlıyız," dedi. Fuar kapsamında, Kimya Mühendisleri Odası'nın sekreteryasını üstlendiği Vinolive Sempozyumu da düzenlenecek.

Sektörümüze hayırlı, başarılı fuarlar diliyoruz !...

“Kör pazara varmasın, pazar körsüz kalmasın” demeden kaliteye her bakımdan önem veren önemli organizasyonlar olmasını arzu ediyoruz. Beklentimiz her iki fuarın da katılan firmaların niceliksel ve niteliksel çokluğu, sergilenen ürünlerin kalitesi, organizasyonunun mükemmelliği ile gelenekselleşme yolunda önemli adımlar atan başarılı buluşma noktaları olması.

Önce zeytin-zeytinyağı sektörümüzün, sonra da alıcıların, özellikle de yabancı alıcıların hem Anatolive, hem de Vinolive fuarlarına gereken ilgiyi göstereceğini umuyoruz.

Pazar ola !..



Friday, February 15, 2008

Yunanistan Raporu: Dert Bir,.. Derman Bir




Yunanistan Raporu:
Dert Bir,.. Derman Bir

M. Hakkı Yazıcı
mhyazici@gmail.com


Bu yılı da tükettik

Sektörümüz açısından 2006 yılı sezonu, karışık; öncesi de bir o kadar tartışmalı başladı.

Neredeyse hasat bitti; artık toplanacak zeytinimiz kalmadı: Yakında sonuçları da öğreneceğiz. Yani takke düşecek, kel görünecek.

Bir çoğumuz daha hala stoklarımızdaki malımızı kaça satacağımızı; kar mı, yoksa zarar mı edeceğimizi bilemiyoruz. Halbuki sezona ne ümitlerle ve ne coşkulu girmiştik… Güya bu yıl var yılı olacaktı!

Sezon başında İzmir Borsa’sının rekolte tahminine göre 170 bin ton olacağı açıklanan zeytinyağı üretiminin, özel sektör kuruluşlarına göre 200 bin tonu geçeceği , 250 bin tona ulaşılacağı ileri sürülmüştü… Arkasından tartışmalar başladı.

Aslında tartışmalar bir çoğumuzu rahatsız etse de, tartışma yerine birlik çağrıları yapsak da bu durumun bir dinamizm içerdiği de ayrı bir gerçek.

Hepimizin artık ezberlediği bazı gerçeklere yeniden bir göz atalım:

Yıllık dünya zeytin üretimi 18 milyon ton, zeytinyağı üretimi ise yaklaşık 3 milyon ton.İlk üç sırayı İspanya ( % 30), İtalya (% 24 ) ve Yunanistan ( % 18 ) alıyor. Bizim dördüncülüğümüzle, beşinciliğimiz bile tartışmalı. Biz eğer 4. isek de 3.Yunanistan açık ara önümüzde; nerdeyse bizden yaklaşık 2.5 kat fazla zeytinyağı üretiyor. Ve tabii ihracatı da ona göre…

Türkiye, dünyanın en büyük beşinci zeytinyağı üreticisi. Toprakları bizim beşte birimiz kadar bile olmayan Akdeniz’deki sınır komşumuz Yunanistan bizden önde.

Bilim ve tıp çevreleri tarafından uzun, kaliteli ömrün iksiri ilan edilen; kalpten kansere kadar pek çok hastalığa karşı koruyucu, iyileştirici etkisi olan; her türlü illete çare olduğu söylenilen bu muhteşem, mucizevi sıvıyı ne yazık ki biz pek kullanmıyoruz. Yunanistan'da kişi başına yıllık tüketim 22 litre iken, bizim ülkemizde ise bu miktar 1 litreyi bile zor buluyor.

Biz ne kadar ihraç edeceğiz; dökme mi, yoksa kutulu mu ihraç edelim, derken, her yıl yapılan yaklaşık 1 milyar dolarlık bitkisel yağ ithalatı da cabası.

Zeytinyağımızın ancak onbeşte birini kendi markalarımızla, göğsümüzü gere gere, ‘Made in Turkey' damgasını basarak dünyaya ihraç edebiliyoruz. Geriye kalan kısmını ise dökme olarak yabancı firmalar elimizden alıp, kendi markaları ve etiketleriyle ambalajlı olarak, yeniden piyasaya sürüyorlar.

Üzerimize sinmiş olan “Biz adam olmayız”, “Böyle gelmiş, böyle gider” kaderci yaklaşımından ve komplo teorileri üretme huyundan vazgeçmez isek işimiz zor…O zaman kaderimize razı olup ağlaşacak mıyız, yoksa savaşacak mıyız? Enginleri fethetme ruhuyla kollarımızı sıvayacak ve dünya sıralamasında İspanya’yı dahi geçecek miyiz? Tercih bizim…

Her şey değişecek, zaman gelecek, kendi markalarımızı kabul ettirip, kendi etiketlerimizle malımızı satacağız, diye ümit ediyoruz.

Ümitlenmek ya da ümitsizliğe kapılmak için komşunun durumuna bakmak bize fikir verebilir.

Sizinle de paylaşmak için tamamını, olduğu gibi çevirerek bu yazının kapsamına aldığım haberi ilk okuduğumda gülümsemeden edemedim. AFP’nin haberinin başlığında Yunanistan zeytinyağı üreticileri, “Bizim zeytinyağımızın İtalyan etiketi ile satılması artık son bulmalı,” diye feryat ediyordu.

Bizim tartışmalarımızın ana odak noktasını oluşturan bir konuyu; “Zeytinyağımızı Avrupalı alıcılara dökme satmak yerine, katma değeri daha yüksek fiyatlarla ambalajlı olarak satalım,” tartışmalarını hatırladığımızda, bizden yaklaşık 2.5 kat daha fazla üretim yapan, pazarda bizden daha güçlü olan Yunan üreticilerinin de dertli olmasını görmek insanı tabii ki şaşırtıyor… Komşunun derdi de aynıymış, diyoruz.

Muhtemeldir ki aynı derdin dermanı da aynıdır…

Yunan mitolojisine göre tanrılar zeytin ağacının altında doğarlarmış. İnanca göre tanrıça Athena, insanlara çok kısa sürede yaşamları için gerekli en önemli doğal ürünlerden biri olan zeytin ağacını armağan etmiş. Zeytin, Yunan kültürünün ayrılmaz bir parçası… İnsanlar, binlerce yıl, onun yağını yakıp ısındılar, aydınlandılar; sağlıkları için merhem gibi vücutlarına sürdüler; yemeklerine kattılar, meyvesini ekmeklerine katık yaptılar; kutsal törenlerinde kullandılar.

O kadar ki Yunanistan’da 3 bin yıl önce zeytin ağacını kesmenin cezası ölümdü.

Zeytinin bu denli önemli olduğu Yunanistan’la ilgili bilgilere şöyle bir göz atarsak;

Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki batı komşumuzun yüzölçümü 131.940 kilometrekare. Bunun beşte biri irili ufaklı adalardan oluşuyor. Yaklaşık nüfus ise 10.5 milyon kişi.

Zeytinyağı Yunanistan’ın en değerli ürünlerinden. Dünya üretiminin yaklaşık % 18’ini üreten bu ülkede 350 binin üzerinde aile hayatını bu işten kazanmaktadır.

Dünyada kişi başına tüketilen yıllık zeytinyağı sıralamasında 22 litre ile Yunanistan ilk sıradadır. İtalyanların ve İspanyolların tükettiklerinin iki misli zeytinyağı tüketmektedirler. Sadece kişi başına 1 litre zeytinyağı tüketilen ülkemizle karşılaştırdığımızda 20 katı fazla tüketim gözlemlenmektedir.

Yunanistan’da zeytin üreticilerinin önemli bir bölümü 3-5 hektardan daha az toprağı olan küçük çiftçilerden oluşur. Zeytinyağı fiyatlarının oluşumunda en yüksek maliyet payı % 50 ile zeytin hasadından kaynaklanmaktadır. Zeytinliklerin ve yağhanelerin önemli bir kısmı yüz seneden fazla bir zamandır faaliyettedirler. Ve üretimlerinin tamamına yakınını düşük fiyatlarla yerli tüccarlara ya da ihracatçılara satmaktadırlar. Yağhanelerin yaklaşık % 80’i modern kontinü makinelere geçmişlerdir. Zeytinlikler de aşılama, sulama, budama, bakım açısından daha verimli bir duruma gelmişlerdir. Bununla birlikte orada da, bizdekinden az olsa da aşılanmamış deliceler, düşük verimli bakımsız yaşlı ağaçlar, çevre sorunu yaratan karasu derdi vardır.

Ülkede yaklaşık 3.000 sıkma, 220 şişeleme tesisi bulunmaktadır.

Yağ üretiminin % 30’u Girit’te, % 26’sı Peloponnesos’ta, % 10’u Lesvos’ta (Midilli), % 10’u İon Adaları’nda, geriye kalan % 24’ü de ülkenin diğer bölgelerinde yapıldığı Yunanistan’da tüketilen yemeklik yağın % 80’i zeytinyağıdır.

Yunanistan’ın yıllık zeytinyağı üretimi, yaklaşık 400 bin tondur. Üretiminin % 70’i Extra Virgin Zeytinyağıdır.

Üretiminin yaklaşık üçte birini ( 135 bin ton ) ihraç etmektedir. Üretimde dünya 3.’sü olmakla birlikte Extra Virgin Zeytinyağı ihracatında en büyük ihracatçı konumundadır. Bu da büyük ölçüde dökme ihraç edilen Yunan zeytinyağının üstün kalitesini, organoleptik değerler açısından mükemmelliğini göstermektedir.

Yunan zeytinyağının % 90’ı Avrupa Birliği ülkelerine satılmaktadır. Bunun da % 80’i dökme, % 10’u Yunan markaları ile ambalajlanmış olarak yapılmaktadır. İhracatın yaklaşık 100 bin tonu İtalya’ya yapılmaktadır.Bu arada Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Japonya, Çin gibi alternatif pazarlara artan oranda bir yöneliş vardır.

Son yıllarda önemli bir değişim varsa da uluslararası pazarda Yunan markalı zeytinyağlarının varlığı hala çok küçüktür.

Yani Yunanistan zeytinyağı üreticileri hala dertli; ama bir çıkış arıyorlar, durumu değiştirmek için tedbirler alıyorlar. Bizler de dertliyiz. Karşılaştırdığımızda bizim çok daha fazla dertli olmamız olağan…Ancak bunu kader gibi kabul etmeden çaba içinde olmalıyız.

Arayışlarımızda belki komşunun deneyimi bizler için örnek olacaktır. İncelemekte, izlemekte fayda var.

Kaynaklar :
- Union of Grek Olive Oil Producers (SEVITEL)
-Olive Oil Production in Greece, Paul Vossen

....
Komşunun Feryadı :


“Bizim zeytinyağımızın İtalyan etiketi ile satılması artık son bulmalı,” diyor Yunanistan( AFP, Atina- 09/08/2006)

Çeviri : M. Hakkı Yazıcı
Yunanistan, yıllık 400 bin ton üretimiyle dünyanın en büyük üçüncü zeytinyağı üreticisi. Tüketicilerin önemli bir kısmı, bu ülkenin kendi ürününü dökme olarak İtalya’ya ihrac ettiğinin; ihrac edilen bu zeytinyağlarının da işlenip, paketlenip İtalyan markaları ile tekrar pazara sürüldüğünün farkında değil.
Yunanistan Maliye Bakanlığı resmi verilerine göre, gerçekleşen yaklaşık 100 bin tonun üzerindeki zeytinyağı ihracatının ancak yüzde altısı Yunan markaları ile yapılabilmektedir.
Fakat Uzakdoğu’dan ve Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen, artış eğilimi gösteren taleplerin verdiği umutla Yunan üreticileri, Yunanistan malları üzerindeki yabancı markaların hegemonyasına daha fazla hoşgörülü olmayacaklarını ifade etmektedirler.

“Stratejimiz, şu anda çok az varlığımızın olduğu, ancak yüksek potansiyeli olan Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Japonya gibi pazarlarda kalıcı bir durum elde etmektir,” diyor Yunanistan Zeytinyağı Üreticileri Birliği (Sevitel) Başkanı Gregory Antoinadis.

“Biz, pazarlama anlamında geç başlayanlardan olabiliriz, fakat bizim uzun vadeli amacımız, yabancı rakiplerimiz gibi icraatta bulunmaktır,” diye ekliyor.

Yunan zeytinyağı sektörünün tanıtıma cari olarak bir yılda yaklaşık 10 milton Euro (12 milyon ABD Doları) para harcadığını söylüyor Antoniadis. (AFP)

Yunan devleti, bu yıl, “2006 Zeytin ve Zeytinyağı Yılı” destekleme tedbirleri kapsamında 5 milyon Euro’dan daha fazla katkıda bulunmuştur.

Programın parçası olarak, Atina Uluslararası Havaalanı’nı kullanan turistlere ücretsiz zeytinyağı şişeleri hediye eden bir oluşum gerçekleştirilmiştir.

Koronel kalp hastalıklarının azalması ve zeytinyağı tüketimi arasındaki ilişkiyi gösteren son çalışmaların da katkısıyla, -uluslararası ödülleri pek çok defa alan- Yunan üreticilerinin geleneksel üretim yöntemlerini geliştirme yollarını arama umudu, onların organik ve gurme marketlerine ulaşmalarına yardımcı olacaktır.

Ancak, doğası gereği -küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluşan, zeytinlerin elle toplanıp kooperatiflerde sıkıldığı -Yunan sanayisi oldukça karmaşık bir pazarlama çabasına sahiptir, diyor Yunan Dış Ticaret Kurumu (HEPO) Pazar Uzmanı Christina Sotiropoulou.

“Kendi zeytinyağımızı kendimiz şişeleyip, satmak konusuyla çok ilgiliyiz, fakat Yunanistan küçük bir ekonomi ve yabancı firmalarla onların alanında rekabet edecek birinin finansal güce ihtiyacı var,” diye devam ediyor.

25 Yunan zeytinyağı markası, AB’nin Menşei Koruma ( Protected Designation of Origin-PDO) ve Coğrafi İşaretleme ( Protected Geographical Indication-PGI) kurumlarına kayıtlıdır, bunların 9’u Girit Adası’ndandır.

Fakat kaliteli ürün üretmek yabancı pazarda varolmak için tek başına yeterli değil, diyor Fransa’ya PDO’da tescilli Sitia Markasıyla ihracat yapan işletmeci George Papakirikos.
“Ben on yıl önce, pazarlamaya başladığımda bu yağ, Girit Adası dışına asla çıkamıyordu ve bir parfüm şişesine benzeyen ambalajlarda, Yunanca etiketle satılır durumdaydı,” diyor. “Çok kısa sürede talebin yüksek olmayacağını fark ettim.”

Şimdilerde ürün, İtalyan tarzı şişelerde, Fransız etiketiyle ambalajlanıyor ve satışlar canlı,” diye ekliyor.

Ve aynı son yıllardaki kendi kişisel iş kalkışmasında olduğu gibi, diğer Yunan işletmecilerinin de hızla sektörün pazarlama yöntemlerini öğrendiğini söylüyor, Papakirikos.

“Yunan üreticileri, fuarlarda varlıklarını artan bir şekilde hissettiriyorlar. Tanıtımlarında kendi yağlarının mükemmel bir kaliteye sahip olduğunun insanlar tarafından farkına varılması için çaba harcıyorlar,” diyor.

“Fakat İspanyol ve İtalyanların açtığı arayı kapatmanın güç olacağını, bunun zaman alacağını,” ifade ediyor.