Showing posts with label Zeytincilik. Show all posts
Showing posts with label Zeytincilik. Show all posts

Thursday, June 12, 2008

ZEYTİNCİLİKTE BAKIM VE VERİMLİLİK


























Zeytincilikte Bakım ve Verimlilik


M. Hakkı YAZICI
Kaynak: 
Z&Z Dergisi,11. Sayı (Haziran-Temmuz 2008)

Şu sıralar zeytincilerin takviminde zeytinliklerin sürülmesi, ilaçlama, gübreleme ve sulama var.

Zeytinler çiçeklenmeye başladı bile.

Mehmet Yenişehirlioğlu, “Mayıs ayı zeytin ağaçlarının en stresli ayıdır. Lohusa dönemidir… Doğum sancısı dönemidir. Atalarımız mayıs sonlarında zeytin bahçelerinde kuşların dahi uçmamasını arzu ederlerdi,” diye yazmış.

Zeytin müşkülpesent bir ağaç değildir, ancak verimi arttırmak için bakımın önemi de yadsınamaz.

Tarihte de zeytin ağacının bakımı ile ilgili farklı görüşler tartışılmış. Mahmut Boynudelik ve Zerrin İren Boynudelik’in “Zeytin Kitabı”nda Columella’nın aktardığı Romalıların konuyla ilgili bir deyişi şöyle:

“Zeytinliklerini süren zeytinlere ricada bulunur, zeytinliklerini gübreleyen zeytinleri çağırır, fakat zeytin ağaçlarını budayan zeytinleri gelmeleri için zorlamış olur.”
Hikaye bu ya, Ege köylerinden birinde işini allaha havale etmiş, tembelliği ile ünlü bir zeytinci varmış. Dedesinin dedesinin dedesinden kalmış zeytinliğine hiç bakmaz; ağaçlarını budamaz, sulamaz, gübrelemez, ilaçlamaz; her şeyi allahtan beklermiş.

O sene kış ayları oldukça kurak geçmiş. Bahar yağmurları da yeterince düşmemiş. Zeytinde ürün bağlama zamanı gelmiş. O günlerde düşen yağmur çok önemli. Yine yeterli yağmur yok.

Bir öğleden sonra zeytinci, o sene üründen ümidini kesmiş, ama yine de azıcık da olsa beklenti içinde kahvede otururken aniden gökyüzü kararmaya başlamış. İçinden, "Allahım, ne olursun, lazımken yağmurunu yağdırmadın, şimdi hiç lazım değilken yağdırma! " diye dua etmiş.

Daha duası bitmeden bir gök gürültüsü, bir sağanak yağmur… Arkasından yağan dolu, zeytinleri, çiçekleri kakalamış. Ortalığı su götürmüş.

“Eyvah gitti bizim zeytinler,” diye dövünmeye başlamış.
O hırsla eve gelmiş, bir de bakmış ki eşeği de yıldırım çarpmış. Bu olay zeytincinin içine oturmuş, ama bir şey de yapamamış.
Zaman geçmiş, ramazan ayı gelmiş. İlk gün niyetlenmiş zeytinci. İftara tam yarım saat kala, bir sigara çıkartıp yakmış. Nefesini şöyle bir güzelce çekmiş ve gökyüzüne bakarak üflemiş.
"Nasıl? Kızıyorsun şimdi değil mi?" demiş ve eklemiş:
"Ölen eşeği de kurbana saymazsam şerefsizim... "

Çuvaldızı Kendimize Batırmak

Malum, son yıllarda belirgin bir şekilde zeytin fidanı dikimi seferberliği var. Ancak endişemiz ağaç sayısının artmasının sorunlarımızı tümüyle çözeceği yanılgısına düşülmesi.

Sık sık önümüzdeki 10 yıl içerisinde,1 milyon hektar zeytin alanı, 160 milyon zeytin ağacı sayısı; ağaç başına 25 kg verim; kişi başına 5 kg zeytinyağı tüketimi, kişi başına 6 kg sofralık zeytin tüketimi ; 4 milyon ton zeytin üretimi, 450 bin ton zeytinyağı üretimi ; 250 bin ton zeytinyağı yurtiçi tüketimi, 200 bin ton zeytinyağı ihracatı hedefliyoruz, diyoruz.

Diyoruz, ama bunların gerçek olabilmesi için ağaç bakımının ve veriminin de önemli olduğunu gözardı etmemeliyiz. Doğru bakım yapılarak ağaç verimliliğinin arttırılması, ağaç varlığının artması kadar önemli. Belki daha da öncelikli.

Farklı zeytin üreticisi ülkelerdeki hektar başına kg. verimliliği rakamları şöyle :

-Türkiye 1.035 kg,
-İspanya 2.150 kg,
-İtalya 2.477 kg,
-Yunanistan 2.842 kg .

Yani durumumuz pek iç açıcı değil.

Örneğin İspanya, 300 milyon ağacıyla 1 milyon 200 bin ton civarında zeytinyağı elde ederken; biz, ancak 100 milyon ağaçtan ortalama 150 bin ton zeytinyağı üretebiliyoruz. Rakamlardan, örneklerden görüleceği gibi, Türkiye’nin zeytin ağaçlarının verimliliği çok düşük. Nedeni belli…
“Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur,” sözünü zeytinciliğe uyarlarsak meramımız anlaşılır.
Zeytindostu Grubunda değerli bilgilerini aktaran, görüşlerini paylaşan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Pof.Dr. Erdoğan Oktay:

“Ülkemiz zeytinciliğinin önde gelen birinci sorunu, ağaç başına verim düşüklüğüdür.
İspanya, İtalya ve Yunanistan’da var yılı ile yok yılı arasındaki rekolte farkı bizdeki gibi çok fazla değildir. Bu ülkeler, ağaç başına 50 Kg zeytini hemen her yıl toplarlar. Bizde ise durum çok farklıdır. Edremit Körfez Bölgemizde üç ağaç iki yılda 100 Kg (bir çuval) zeytin verir. Bu ortalama bir rakamdır, yani ağaç başına Körfez’de zeytin verimi 17 Kg civarındadır. İzmir’in güneyinde ise, durum daha da farklıdır, verim miktarı daha da azdır, ”
diye yazmış, ”Peki, ağaçlarımızın verimini nasıl artırabiliriz?” sorusunu tartışmaya açmıştı.

Zeytin Yetiştiriciliğinde Verimliliğin Artması İçin

Ana başlıklarla ifade edilen bazı düşünceleri ve önerileri sıralarsak:

Zeytinciliğimizin gelişmesi için; sürdürülebilir üretim yapılabilmesi ve rekabet gücünün arttırılabilmesi için verim ve verimlilik ilkelerine gerekli önem verilmelidir.

Zeytinlik bakımında budama, gübreleme, hastalık ve zararlılarla mücadele, toprak işleme ve yabancı ot kontrolü ile zeytinliklerde sulama işlemeleri verimliliğin artması için yapılması gerekli olan işlerdir.

Eski zeytin bahçelerinde verimliliği arttırmak için dekardaki ağaç sayısı arttırılmalıdır.

Zeytin fidanı dikiminde teşvik devam etmeli, ancak cins seçiminde her bölgeye kendi yöresel çeşitlerinin dikilmesi için gerekli teşvik edici önlemler alınmalıdır.


Yeni oluşturulan zeytin bahçelerinde yoğun tarım koşullarının uygulanabileceği araziler seçilmeli; eğimli araziler teraslanarak kültürel işlemlerin daha kolay ve düşük maliyetle yapılabileceği hale getirilmelidir.

Yeni dikimlerde mutlaka sulama düşünülmeli ve bitki sıklığı dekarda 50-55 e çıkarılmalıdır.
Verim artışının sağlanması için damlama sulama özendirilmelidir.

Uygun gübreleme ve ilaçlamanın önemi anlatılmalıdır.

Zeytinciliğin geliştirilmesi için verimi ve kaliteyi artıracak yönde dikim teknikleri, sulama, bitki besleme, hasat, budama, zirai mücadele ve zeytin teknolojisi konularında eğitim çalışmaları yapılmalıdır.

Mehmet Yenişehirlioğlu, doğru bir farkındalıkla yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

1-Bilinçli sonbahar ve kış gübrelemesi
2-Bilinçli Budama
3-Borda Bulamacı ( 2 kez )
4-Bilinçli sürüm ( Diskarov )
5-Hiç sürüm yapılmaması ( Doğru Tarım uygulaması )
6-Hazırlık veya tomurcuk döneminde sulama ( Çiçek öncesi )
7-Toprak nemasının mutlak olarak korunması
a)-Su tutucu ve toprak düzenleyici minerallerin kullanımı
b)-Ağaç ve fidan diplerinin ( İzdüşüm ) kuru otlarla veya ekin sapı ile kapatılması.

Yine Zeytindostu Grubunda Amaç Keskin arkadaşımız, "Ben, zeytin ağacına bakım ve yatırım yapmayayım, iki yılda bir gidip zeytini toplayayım, yağını sıkayım, elde ettiğim minimum verimdeki yağa devlet en yüksek parayı versin! Olmaz,..” deyip, ”Zeytinde ve zeytinyağında en büyük sorun, arazinin % 95’ inde zeytin ağaçlarına gerekli bakım işlemlerinin yapılmamasıdır,” diye yazmıştı.

Çok haklı!..

Dönüp Dolaşıp Geldiğimiz Nokta Prim Meselesi

Ancak ürün gelirlerindeki düşüşe, mazot, gübre ve ilaç girdilerindeki artışa isyan eden zeytin üreticisi de bu perişan halimizle nasıl olup ta verimin koşulu olan bakım işleri yapılabilir ki diyecektir.

Doğru!.. Bu koşullarda zeytin üreticisine yüklenmek haksızlık olur. Zeytinci sihirbaz değil. Girdi maliyetlerinin; mazotun, elektriğin, gübrenin, ilacın bu kadar yüksek olduğu koşullarda dünya piyasalarında rekabet edebilecek ürün elde edebilmek mümkün değil. Devletin bu maliyetlerin asgari seviyeye düşürüleceği tedbirleri alması gerekir.

Ayrıca, dönüp dolaşıp ısrarcı olduğumuz çok önemli konu prim talebidir.

Verilen primler, maliyetlere destek anlamında son derece yetersizdir.

Zeytinyağına en az 1 YTL, zeytine ise 20 Y krş prim verilmelidir.


Thursday, February 14, 2008

Müşküle Köyü : Göl Kenarında Bir Zeytin Denizi


















Müşküle Köyü :
Göl Kenarında Bir Zeytin Denizi

Yazı ve fotoğraf: M.Hakkı Yazıcı

Bursa’nın İznik ilçesine bağlı, en eski köylerinden biri olan İznik Gölünün kıyısındaki Müşküle Köyü geçimini zeytincilikten sağlayan köylerimizden…

İpek ticaret yolunun köyden geçmesi buranın çok eski zamanlarda yerleşim birimi olmasını sağlamış. Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan eski köy evlerinin bulunduğu cennetten yemyeşil bir köşe. Köy de güzel, köylüler de yurdumuzun güzel insanlarından.

Geçtiğimiz zeytin sezonu köylüleri memnun eden ürekli bir yıl oldu, ama…

“Ürekli” sözcüğü, Müşküle köyüne özgü söz dağarcığında bereketli anlamına geliyor.

Köylüler, 2006/07 sezonunun “ürekli” bir yıl olmasını umuyorlardı; ama onlar, daha önce başka bir nedenle Türkiye ve dünya gündemine taşındılar.

Müşküleliler, 29 Ekim 2006 tarihinde köyde gerçekleştirilen ihtiyar heyeti seçimlerinde, hizmetlerinden memnun olmadıkları muhtarlarını protesto etmek amacıyla, muhtarın belirlediği beş kişilik ihtiyar heyeti listesine oy vermeyip akli dengesi yerinde olmayan dört kişiyi seçmeleriyle gündeme geldi.

Köylülerin bu demokratik tepkisinden ulusal basın aracılığıyla, bütün Türkiye, hatta dünya haberdar oldu. Arap dünyasının CNN’i olarak nitelenen El Cezire Televizyonu, muhtarlarına kızıp delileri köy azası seçen Müşküle köylülerinin öyküsünü "Bizim diktatörlere ders olsun" diyerek haber yaptı. Televizyonun Ankara Temsilcisi El Şerif, "Bizim Arap dünyasında Bursa’daki o küçük köydeki kadar bile demokrasi yok," dedi.

Müşküle köylülerinin ortaya koydukları bu ince, esprili olmasının yanında demokratik olan muhteşem protesto, başka köylere de, örneğin Çorum’un Osmancık İlçesinin Akören köylülerine örnek oldu...

Aslında, Müşküle Köyünün yakın tarihimizle ilgili ilginç başka bir hikayesi daha var.

Bir rivayete gore, meğer köyün delirmesine Nazım Hikmet sebep olmuş.

1940'lı yıllarda Bursa cezaevinde yatan bir köylünün, Fevzi Kavuk’un Nazım Hikmet'le tanışması, ondan etkilenmesi Müşküle'nin bugünkü siyasal duruşunu belirlemiş…Fevzi Kavuk, köyüne döndüğünde, Nazım Hikmet'le yaptığı sohbetleri, dünyaya bakışını köylülerle paylaşır.

Yine rivayete göre Müşküle, aynı zamanda Nazım Hikmet'in yurtdışına gitmeden önce uğradığı son yerlerden biridir.

Etkilenme tek taraflı olmamıştır kuşkusuz; zira Nazım’ın dediği gibi “Türk köylüsü, topraktan öğrenip kitapsız bilendir.” Kimbilir, “Yaşamaya Dair” şiirindeki

“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından.”
dizelerinin ilhamını Nazım Hikmet, Müşkülelilerden almıştır belki de.

Köyün ülkemizin siyasal yaşamındaki yeri konusunda bir doktora tezi dahi var.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, henüz okullaşmanın Anadolu ilçelerine ulaşamadığı 1920’li yıllarda bile Müşküle Köyü'nde bir okul vardı. Okulu Müşküleli Halil İbrahim Ağa yaptırmış. Kendisi, İzmit Sancağı'ndan ilk Meclise milletvekili olarak katılmış, İznik ve çevresindeki kritik olaylar nedeniyle Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa tarafından özel bir mektupla yöredeki Milli Mücadele hareketinin örgütlenmesi için görevlendirilmiş.

Müşküle Zeytininin Dumanı Üstünde Olur.

Köylüler, 2006/07 sezonu hasadından gayet memnun.
Yılancılar'dan Müzel Kırkan ablanın hasat için gittiği tarlada, bir kuş yuvasından yumurta toplar gibi özenle zeytin toplarken 12 ayaklı zeytin merdiveninden düşmesi sonucu bacak kemiğinde oluşan çatlak dışında önemli bir terslik yaşanmamış.

Olay sonrası hastaneye kaldırılan Müzel Kırkan abla artık iyileşti…Sezon biteli çok oldu. Üretici, bu yılki üründen memnun; ancak zeytin fiyatlarının diğer yıllara göre düşük olması nedeniyle hayal kırıklığına uğramış durumda.

Köyün ekonomisinin temelini yıllarca iki ürün oluşturmuş: Zeytin ve yine ünlü Müşküle üzümü.

Ancak Müşküle üzümü artık yok denecek kadar az; 400 haneli köyün tek geliri zeytincilik. Hayvancılık bile yok.

İsmail Küçük ve Emin Kaygısız, “Eskiden Köyümüzün tek geçim kaynağı dünyaca ünlü Müşküle üzümleriymiş. Müşküle üzümü, Avrupa ülkelerine ihracatta yurtiçinde ikinci sıradaymış. İhracatın durması ve Kurtuluş Savaşı yıllarında üzümlere yeteri kadar bakım yapılamaması yüzünden gelen hastalık, köy halkını farklı arayışlara itmiş. Toprağın ve iklimin zeytin yetiştirilmesine uygun olması, köylüyü zeytin yetiştiriciliğine yöneltmiş. Bağlar yavaş yavaş sökülerek yerlerine zeytin ağaçları dikilmiş. Bağların içinde bulunan ve Çelebi adı verilen 400-500 yıllık zeytin ağaçları, Gemlik zeytiniyle aşılanmış. Bugün köyümüzün tek geçim kaynağı zeytinciliktir. Köyümüzde birinci kalite sofralık Gemlik zeytini yetiştiriliyor. Köyde birkaç aile küçük baş hayvancılıkla uğraşmaktadır. Bunun dışında, kadınlar iğne oyaları yaparak aile geçimine katkıda bulunmaktadır,” diyorlar.

İsmail Küçük ve Emin Kaygısız, Müşküle köyünden iki genç delikanlı. ADSL bağlantısı bile olmayan köyde koca vilayetleri bile kıskandıracak muhteşem bir web sitesi oluşturmuşlar; farkında olmadan köylerinin tanıtımı adına çok hayırlı bir iş yapıyorlar. Müşküle köyünü daha fazla tanımak isteyenler mutlaka onların http://www.muskulekoyu.com/ adresindeki web sitelerini ziyaret etmeli.

Müşküle köyünde iki cins sofralık zeytin yetişiyor: Gemlik ve Çelebi türü. Ne yazık ki Çelebi türü zeytin veren ağaçlar oldukça azalmış durumda…Eskiden Yalı Boyu dedikleri göl kenarı neredeyse tümüyle Çelebi zeytini ağaçlarıyla doluymuş; ancak 30-40 senedir Gemlik tipine olan talep nedeniyle bu ağaçların büyük kısmı aşılanarak Gemlik tipine çevrilmiş.

“Yalıboyu eskiden komple çelebi idi,” diyor Halil Sargın.

Çelebinin irilerinden sofralık yapılıyor. Çelebi zeytini aynı zamanda yağlık bir zeytin çeşidi; aroması çok güzel.

Raşit Gürol, “Çelebinin yağı aynalı olur, parlak olur,” diyor.

Köyde yağ sıkma tesisi yok, ancak civarda 11-12 zeytinyağı tesisi var.

Köyün yaklaşık 250 bin ağaç varlığı mevcut .

Yalı boyundaki ağaçlar daha eski ve verimli ağaçlar; 400-500 yıllık ağaçlar var. Ağaç verimi 150-200 kg. arasında. Köy yanlarında ise 80 yıllık ağaçlar var, bunların verimi ise yalı boyundakilere oranla oldukça farklı, yaklaşık 30-50 kg. lık ağaç verimi var. Zira köy yanlarındaki ağaçlar hem daha genç ve küçük, hem de sulama farkı nedeniyle daha az verimliler.

Geçen yıl su düzeni için yeni bir yatırım yapılmış. Gölden pompayla 280 m. yüksekteki tepeye kurulan 200 tonluk kapalı depoya 1800 m.’lik hortumla su çekiliyor. Buradan köy yanlarındaki ağaçlar da kolaylıkla sulanabiliyor. Böylece arazinin % 80’I sulanıyor. Henüz damlama sulama yapılmıyor; hortumla dip sulaması yapılıyor.

“Su basılınca bu sene mahsul daha iyi oldu, tane şişti,”diyor köylüler. “Bir de su parası az olsa…”

Yeni ekim alanları yok, ancak gene de geçen sene 1000 adet fidan dikilmiş.

Yörede tüccarın en fazla rağbet ettiği köyler, Umurbey, Keramet ve Müşküle köyleri. En fazla da Müşküle Köyünün zeytinine rağbet varmış.

Köylüler, Gemlik çeşidinin anavatanının Müşküle Köyü olduğunu söylüyorlar.

Halil Saygın:
“Zeytinimiz Gemlik tipi, ama farklı: Dumanı üstünde, resim gibi, ful kıvırcık…Bu zeytin, bu bölgeye has…Biz ona Müşküle zeytini diyoruz. Şimdilerde dağa, taşa Gemlik fidanı dikmek moda oldu. Ege Bölgesinden, Güney, Güneydoğu Anadolu’dan, Karadeniz’e kadar, iklimi zeytine uygun olan her yere Gemlik fidanı dikiliyor. Geçen sene devletin fidan desteğinin de bunda rolü oldu. Ama aynı ürün mü alınacak? Hayır!..İklim ve toprak özellikleri nedeniyle gerçek Gemlik tipi zeytin elde edilemeyecek o ekim alanlarında. Ne yazık ki adına Gemlik zeytini deseler de başka cins bir zeytin olacak,” diyor.

İznik gölünden, kuzeyden gelen sert rüzgarlar zeytinde kabuğun sertleşmesini sağlıyor, değişik bir çeşni veriyor. Müşküle zeytini, sert, sağlam, siyah-koyu kızıl, katkı maddesi olmayan zeytin. Kostik hiç kullanılmıyor.

Müşküle Köyünde var yılı, yok yılı arasında nerdeyse hiç fark yok. Her sene hemen hemen aynı mahsulü alıyorlar.

İznik yöresindeki zeytin ağaçlarının neredeyse tamamını Müşküle'den gidenişçiler buduyorlar.Yöre halkı en iyi budamacıların Müşküleliler olduğunu söylüyor. Diğer köylerin budama işçilerine olan aşırı bir talebi yüzünden Müşküle köyünün ağaçlarının budanması da hep son zamana kalıyor.

Halil Sargın çiftçinin takvimini şöyle sıralıyor :

“Nisan ayının şu günlerinde budama, ağaç bakımı yapıyoruz, ağaçlar tomurcuklandı, Mayısın ortasında çiçek açar, Haziran ortasına kadar çiçek açmaya devam eder, Haziran sonu Temmuz başında çiçekler dökülür, Temmuz ortasında zeytin çekirdek bağlamaya başlar, Ağustosun sonuna doğru da yağ bağlamaya başlar. Ekim sonunda hasat başlar, Ocakta da biter.”

Hasatta makina kullanmıyorlar. Sırıkla bile hasat yapılmıyor. Bir kuş yuvasından yumurta toplar gibi elle, itinayla topluyorlar zeytini.

“Başka türlü de olmaz,” diyor Halil Sargın, “Boşuna mı çıkıyor Müzel abla zeytin merdiveninin tepesine?!..”

Köylülerin derdi çok, ama umutsuz değiller.

Halil Sargın, emeklerinin karşılığını alamadıklarından yakınıyor.

Köylüler, Marmara Birlik üyesi. Marmara Birlik’in kotasını az buluyorlar.

Köylülerden biri, “ 2002’de 3 numara zeytini bir dörtyüze sattım. Bir sekizyüze kadar çıktı. Beş sene sonra, aynı zeytini bir yüzelli YTL’ye ancak sattım,” diye yakınıyor.

Köydeki iş gücü yetmeyince Bursa’nın diğer yörelerinden, Keles’ten, Orhaneli’nden, Yenişehir’den gündelikçi işçiler geliyor.İşçi yevmiyesi yüksek: 35 YTL. Altı Devre ilaçlama yapıyorlar. Zeytin fiyatı düşüyor, ama ilaç fiyatları durmadan yükseliyor.

Menderes Özkan’da yine dertlerini dile getiriyor. “ Zeytinimiz bol oldu diye sevinemiyoruz. Fiyatlar geçen seneye gore düşük. Evvelsi sene, 2005’te 70 YTL.’ye aldığımız kış ilacı, göztaşının torbası bu sene 250 YTL. Parasızlıktan alamadık, atamadık; zeytinimiz allaha emanet…Allah mantardan, kara lekeden korusun,” diyor.

“Atatürk’ten sonra köylüye bakış 180 derece kıvrıldı,” diyorlar.

Bir köylü dayanışması da var diğer illerdeki üreticilerle, zira “Bizim zeytinimizin önemli bir alıcısı da Karadeniz… Fındık üreticisinin elindeki mal para etmezse bizim satışlarımız da düşüyor,” diyorlar.

Müşküle’de zeytin ağaçları tomurcuklandı

2006/07 sezonu geride kaldı. Köyde şimdilerde bakım, budama, ilaçlama işleri yapılıyor. Zeytin ağaçları tomurcuklandı… Yakında çiçeklenecek. Bu yazıyı yazdığımız Mayıs ayı başında gördüğümüz ağaçlardaki tomurcuklar önümüzdeki sezonun da ürekli bir yıl olacağının müjdesini veriyor.

Kaynaklar :

- www.muskulekoyu.com
-“Müşküle Köyünün Retrospektif Analizi"-Doktora Tezi, Dr. Sertaç Serdar, Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi
-“Meğer köyü Nazım Hikmet delirtmiş”, Gökçe Aytulu, Referans Gazetesi, 04 Kasım 2006

Monday, February 11, 2008

Ve İşte Geldi Hasat Zaman


Ve İşte Geldi Hasat Zamanı…


M.Hakkı Yazıcı
mhyazici@gmail.com


Hasadımız Verimli Olsun…

Yaz bitip, sonbahar da yarılanınca, doğada yeşilin yerini alan başka renklerin dansı başladığında zeytin köylerinde bir tatlı heyecan, telaş görülür. Köylüler, hasatta kullanacakları ellerindeki malzemeleri; sepetlerini, kasalarını, yaygılarını, üç ayak merdivenlerini, sırıklarını, taraklarını, makinelerini gözden geçirir, onarırlar; işgücü eksiği varsa Ege köylerinde “tayfa” diye adlandırılan zeytin işçilerinin temini için uzak köylere gider, konuşur, anlaşırlar.

Yeşiline ihanet etmeyen ölümsüz zeytin ağaçları, tanrının insanoğluna armağanı olan meyvelerini vermeye hazırdır artık. Tabii ki zeytin köylüleri de…Hele hele verimli bir yıl yaşanıyorsa, fiyatların iyi olacağı umuluyorsa bu heyecana sevinç de karışır; umutlanılır, hayaller kurulur.

Bu yıl da bütün zeytin köylerinde, geçen sezonun hasadının hemen arkasından, zeytinlikler sürüldü, budama, aşılama, gübreleme, ilaçlama, sulama işleri yapıldı; bahardan itibaren ağaçların tomurcuklanması, somakların patlaması, çiçeklenmesi, tanelenmesi dikkatle izlendi. Taneler irileşmeye, yağlanmaya başladı. Ve işte geldi hasat zamanı…

Geçen senenin piyasa olumsuzluklarına, bu yıl yaşadığımız kuraklık felaketine rağmen iyi bir sezon yaşayacağımızı umuyor ve diliyoruz.

Hasat Süresi

Zeytin hasadı, yöresine, iklimine, senesine göre değişmekle birlikte genellikle Eylül ayı sonunda başlayıp, Şubat sonuna kadar sürer.

En önce sofralık yeşil zeytinler, arkasından erken hasat yağlık zeytinler, sonra siyah sofralık ve yağlık zeytinler toplanır.

Hasat şekli tercihi ister istemez hasat süresini de etkiliyor. Mekanik hasat teknikleri kullanılmadığında hasat süresi uzuyor. Mart ve hatta Nisan ayının sonuna kadar sarkabiliyor.

Hasatta en meşakkatli ve pahalı olan yöntem, en kaliteli ürünü almayı da sağlayan tek tek elle toplamaktır. Ancak bunun yerine, giderek daha yaygınlaşan, ağacı sallama, taraklama ya da sırıklama yöntemi kullanılıyor. Mekanik hasat yöntemleri yaygınlaşıyor.

En yüksek maliyet, hasat maliyeti

Üretim maliyetlerinin içinde en yüksek olanı hasat.... Zeytinin elde edilmesi sürecinde kullanılan işgücünün yaklaşık % 50’si hasatta kullanılır.

Maliyet yüksek olunca nihai zeytin fiyatları da yüksek oluyor haliyle…Zeytinimizin de, yağımızın da fiyatları, mekanik hasat tekniklerini kullanan diğer ülkelerin fiyatlarına göre yüksek oluyor. Üretimin tamamına yakını yurtiçinde tüketilemeyince, yarısından fazlası ihraç edilmek zorunda olununca sıkıntı yaşanıyor.

Hasadın şekli de, zamanı da önemli…

En yüksek maliyet unsuru olunca hasat önemli oluyor tabii ki…

Uygun olmayan şekillerde ve zamansız yapılan hasat, salamuralık zeytinlerde verim ve kalite, yağlıklardaysa yağ miktarı ve kalitesinde azalmaya neden olur.

Buna ek olarak yaprak ve sürgün kaybı alternansı artırmaktadır.

Zeytinin kullanım amacına göre hasadı yapılır. Yani Zeytin meyvelerinin sofralık ya da yağlık olarak değerlendirilme amacına göre hasat zamanı farklılık gösterir..

Amacımız sofralık yeşil zeytin yapmaksa zeytinler, sarımsı-yeşil renge dönüştüğü, zeytin yeşilinden sarımsı yeşile döndüğü erken aylarda ( Eylül, Ekim aylarında ) toplanır. Bu dönemde zeytin taneleri normal iriliğini alır, sertliğini azıcık kaybeder.

Yok niyetimiz siyah sofralık zeytin yapmaksa daha geç bir zamanda ( Kasım, Aralık aylarında ) kararmanın zeytinin kabuğundan etine geçtiği zamanda toplanır.

Eğer zeytini yağlık olarak değerlendirecek isek ağaçta artık hiç yeşil kalmadığında toplanmalıdır. Bu dönemde zeytin taneleri sertliğini kaybeder, yumuşar; elle sıkılınca çekirdek kolayca ayrılır ve sap çukurundan meyvenin suyu çıkar, yağ oranı da en yüksek seviyeye ulaşır.

Yağda meyvemsi ve daha aromatik bir lezzet istenirse yeşil zeytinden de yağ elde edilir. Yeşil zeytinden elde edilen yağın asit derecesi daha düşük, ama biraz daha acı olur. Zeytinin yağ oranı da daha düşük olur..

Peki hasat nasıl yapılmalıdır?

Hasadın elle yapılanı, sırıkla yapılanı, elle kullanılan tarakla, mekanik çırpıcılarla, vibratörlerle, pnöm çırpıcı ve gövde sarsıcı makinelerle yapılanı var. Ancak hangi yolla yapılırsa yapılsın büyük emek ve özen gerektiriyor.

Ülkemizde hasadı yapılan zeytinin yaklaşık yarısı geleneksel yöntemlerle sırıkla, dörtte biri elle veya tarakla, kalan dörtte biri de mekanik yöntemlerle, makine ile toplanmaktadır.

Bu topraklarda binlerce yıldır tarımı yapılan zeytinin çiftçisine akıl vermek haddimiz değil. Bizimkisi biraz bilgi vermek, bu işe yeni heveslenenleri bilgilendirmek.

Zeytin hasadını hangi usullerle yapacağımızın belirlenmesinde kuşkusuz sahip olduğumuz ağaç sayısından, ağaç türüne, yaşına, arazimizin yapısına, dikim özelliklerine, imkanlarımıza, paramıza, zamanımıza, zeytinimizin türüne, hangi amaçla kullanacağımıza kadar pek çok unsur etkili oluyor.

Müşküleli zeytinci Halil Sargın çiftçinin takvimini şöyle sıralıyor :

“Nisan ayında budama, ağaç bakımı yaptık, ağaçlar tomurcuklandı, Mayısın ortasında çiçek açtı, Haziran ortasına kadar çiçek açmaya devam etti, Haziran sonu Temmuz başında çiçekler döküldü, Temmuz ortasında zeytin çekirdek bağlamaya başladı, Ağustosun sonuna doğru da yağ bağlamaya başladı. İnşallah Ekim sonunda hasat başlar, Ocakta da biter.”

Muhtemeldir ki geçen yıl hasat için gittiği tarlada zeytin merdiveninden düşen, bacak kemiği çatlayan Müşküleli Yılancılar'dan Müzel Kırkan abla, geçen sezon yaşadığı tersliğe aldırmadan yine zeytin toplayacak.
Müşküleliler, hasatta makina kullanmıyorlar. Sırıkla bile hasat yapılmıyor. Bir kuş yuvasından yumurta toplar gibi elle itinayla topluyorlar zeytini.

“Başka türlü de olmaz,” diyor Halil Sargın, “Boşuna mı çıkıyor Müzel abla zeytin merdiveninin tepesine?!..”

Babadan, dededen, nineden aktarılan deneyimlere sahip zeytin çiftçisinin uyarıları, önerileri de var:

-Hasadı ne ile yaparsak yapalım ağaçların dibine mutlaka yaygı serilmeli. Zeytin toprakla temas etmemeli; en azından toprakta uzun süre kalmamalı.

-Zeytini elle toplamıyorsak, mekanik usuller kullanmıyorsak bile, sırıkla ya da sopa kullanılarak, ağaçların dövülmesi suretiyle yapılan hasadın filizlere, genç sürgünlere zarar verdiğini, bir sonraki sezonun verimini düşürdüğünü, var yılı- yok yılı farklılıklarının artmasına neden olduğunu biliyoruz. Zeytini dövmemek, küstürmemek lazım.

-Sofralık amaçla zeytin toplanmasında dalları sıyırarak zeytin tanelerinin yere düşmesini sağlamak da zeytinin zedelenmesine neden olur. Bir kovaya, sepete ya da önlüğe toplanması, bunun için de merdiven kullanılması önerilir.

-Zeytinler, kullanım amacına uygun olgunlaşmadan toplanmamalıdır.

-Sofralık yeşil zeytin için toplanan zeytinlerde işletme özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.

-Eğer maliyetleri düşürmek için yeni tesis edilecek zeytinliklerde mekanik yöntemler kullanılacaksa mekanik hasada uygun ekim yapılmalıdır.

-Mekanik yöntemlerin yanlış uygulamaları da zedelenmeye neden olur.

Kuşkusuz hasadın elle, seçerek yapılanı en makbul olanı…Peki, ama ya ekonomisi!?

Kalite ile verim hep birlikte olamıyor. Her şeyde aynı olan bir kural var: Kalite arttıkça verim düşüyor.

Zeytincilerden dostluğunu, desteğini hiçbir zaman esirgemeyen TİM (İhracatçılar Meclisi ) Başkanı, Zeytindostu Oğuz Satıcı, geçen sene Ayvalık Hasat Şenliği’ne katılmış, sevgili Mehmet Süner’e ait zeytinlikte sırtta batarya ile taşınan elektrik motorlu vibratörü kullanarak zeytin toplamış, "Sırıklarla döverek zeytin topluyoruz. Ancak son zamanlarda makinelerle toplama işlemi yapılıyor. Sırıkların zeytin dallarına zarar verdiğini herkes biliyor. Bu geleneksel zeytin toplama işlemlerinden vazgeçip modern hasat yöntemlerini denemeliyiz," demişti. Tabii ki Oğuz Satıcı’nın muradı, 100 milyar ABD Dolarını aşmak üzere olan, rekor üstüne rekor kırılan ülkemiz ihracatında zeytinin yanı sıra, zeytinyağında kan kaybının son bulması, yükselişe geçmesi, hak ettiği değere ulaşması.

Zeytinin sırıkla dövülerek toplanması, rekoltenin yanında zeytinin, zeytinyağının kalitesini de düşürmekte, imajımızı da olumsuz etkilemekte.

Zeytindostu Derneği Genel Sekreteri Zafer Özer, “Zeytinyağı kalitesine, zeytinin olgunluk derecesi yüzde 50, hasat tekniği yüzde 30, saklama şekli ise yüzde 5 oranında etkide bulunuyor. Bu nedenle Türk zeytin ve zeytinyağının sadece yanlış hasat yüzünden uğradığı kalite ve imaj kaybı ciddi boyutlara ulaşıyor,” diyor.

Küçük küçük zeytinliklere sahip pek çok çiftçinin makine almasına değecek ağaç varlığı ve arazisi yok. Hepsi hepsi birkaç yüz ağaca sahip çiftçinin zeytinden, zeytinyağından kazanabildiği para, işçi tutmasına bile yetmiyor. Aile içinde işi hallediyorlar… Zeytincilerin çoğu kolları sıvayıp, karısı, çocukları, annesi, babası el ele verip hasatlarını yapıyorlar. Hele hele makine alacak kadar harcama yapmalarına hiç imkan yok.

Ama bizim köylümüzün imece geleneği var. Ortaklaşa alacakları makineleri müştereken kullanabilseler maliyetlerini çok aza indirirler.

Maliyetin düşmesi demek piyasa fiyatları ile rekabet edebilmek, daha fazla para kazanmak demek.

Zeytinyağında geçen senenin zeytin fiyatları ile dünya piyasalarında rekabet edebilmek mümkün değil. O maliyetlerle yağ temin edildiğinde yağınızı satamıyorsunuz. Zaten iç piyasa tüketimi de az. Zeytinyağı tüccarı, “yağım var, ama satamam; zira çok yüksek maliyetim var”, demek durumunda olacaktır yine.

Çare ?!...En azından yağlık türlerde mekanik yöntemlere geçmek…

Ben sırık ile hasat yapıyorum, neden mekanik makine ile hasat yapayım karım ne olacak?

Mekanik hasat makinesi satan bir firmanın web sitesinde yer alıyor bu soru.
Firmanın satışını yaptığı makineler kullanıldığı zaman elde edilecek avantajlar anlatılıyor. Bu makinelerle hasat yapılırsa sırıkla kıyaslandığında asla elde edilemeyecek maddi ve manevi kazançların sağlanabileceği iddia ediliyor. Bunlardan bazıları şöyle sıralanıyor:
-4 veya 5 sırıkçı yerine, 1 sırıkçı kullanacaksınız. Böylelikle hem hızlı, hem de ucuza zeytin hasadı yapabileceksiniz. Günde ödenecek 4 sırıkçı yevmiyesi yerine 1 tane vereceksiniz. Günde ortalama 120 YTL yevmiye vermek yerine 30 YTL yevmiye vereceksiniz.
-Zeytinliğinizi yarıya vermeyeceksiniz. Kullanılan makinenin zeytin dökme kapasitesi, kullanım kolaylığı ve maliyeti zeytinliğinizi yarıya vermek yerine kendi işçileriniz veya kendiniz tarafından yapılmasını sağlayacaktır. Böylelikle zeytinyağından kazancınız daha ilk yılından 2 katına çıkacaktır.
-Zeytinliğinizi en kısa sürede hasat edeceksiniz. Bu da hasadınızı en uygun dönemde bitirip ağaçlarınızın erken kış döneminde dinlenme zamanına girmesini sağlayacaktır; böylelikle bir sonraki yılda ürün miktarınız artacaktır.
-Bir günde fazla miktarlarda zeytin hasat edip fabrikaya götürüp sıktıracak kadar zeytininiz olacak. Böylelikle ürettiğiniz zeytinyağı düşük asitli olacak ve zeytinyağınız ile daha karlı ticaret yapabileceksiniz.
-Sırıkla hasatta yaşanan zeytinlerin darbe görmesi ve patlaması tarzında zararlar olmayacaktır. Bu da fabrikaya gidene kadarki dönemde zeytine daha çok korunak sağlayacak ve düşük asitli zeytinyağı elde edebileceksiniz ve zeytinyağınız ile daha karlı ticaret yapabileceksiniz.
-Makineli hasat kullanım olarak sırıktan çok daha kolaydır. Kullanıcıyı yormaz, sarsmaz. Çok engebeli arazilerde sırığın bile sallamasının zor olduğu zeytinlerde rahatlıkla kullanılabilir.
-Her şeyden önemlisi zeytinlerinize sırıkla verilen hasarı dal, filiz kırmaya son vereceksiniz. Veriminiz artacak ağacınız her yıl ürün verecek ve zeytinyağınızdan daha çok para kazanacaksınız.

Değerli Bir Bilimsel Çalışma…

Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri Bölümü öğretim görevlisi Yrd.Doç. Dr. Eşref Işık ve Öğr. Gör.Dr. Halil Ünal, “Mekanik Titreşimli Zeytin Hasat Makinesinin Performans Değerlerinin Belirlenmesi” başlıklı bir bilimsel çalışma yapmışlardır.

Bu çalışmada yer alan bilgilere göre:
“Zeytin üretim mekanizasyonunda en fazla işgücü gereksinimi duyulan işlemlerin başında hasat gelmektedir. Klasik hasat yöntemleri büyük ölçüde insan işgücüne dayanmakta ve hasadın kış aylarına rastlaması hasat işlerini zorlaştırmakta ve hasat veriminin düşük olmasına sebep olmaktadır. El işçiliğindeki artışlar ve hasat döneminde işçi bulma güçlükleri de günden güne artmaktadır. Bundan dolayıdır ki işçilik ücretleri nedeniyle yüksek bir maliyet oluşmaktadır…

Özellikle hasat işleminde kullanılmak üzere, bölgelerin arazi durumlarına uygun zeytin hasat makinelerinin geliştirilmesi, üretilmesi ve kullanılmasının yaygınlaştırılması, işlem maliyetlerinin düşürülmesi açısından yüksek derecede öneme sahiptir. Hasatta mekanizasyona geçiş, yaklaşık 3-4 aya yayılan ve zaman zaman hava koşullarının olumsuzluğu ile uzayan ve verim kaybına neden olan zeytin hasat süresini de azaltacağından olumlu etkiye sahip olacaktır….

Bu çalışmada materyal olarak eksantrik mekanizmalı titreşimli zeytin hasat makinesi kullanılmıştır…

Sonuç olarak, makine ile hasat yönteminin maliyet ve kapasite açısından, elle hasat yöntemine göre 6,5 kat daha üstün değerler ortaya koyduğu görülmüştür. Bu nedenle son yıllarda önemle üzerinde durulan ağaç başına verimin artırılarak maliyetlerin düşürülmesi, ancak makineli hasat uygulamalarıyla mümkün olacaktır.”

Özetle;

“Yapılan çalışma sonucunda, zeytinin el ile hasadında ortalama 21,91 kg/adam h’lik kapasite değeri, makine ile hasadında ise ortalama 147,91 kg/h’lik kapasite değeri bulunmuştur. Ayrıca makine ile hasatta birim ürün başına maliyet 0,023 $/kg olarak belirlenirken, bunun el ile hasadında 0,150 $/kg gibi yüksek bir değere çıktığı belirlenmiştir…”

HAYDİ HAYIRLI HASATLAR !...

Ürünümüzün ağaç verimi yeterince yüzümüzü güldürmüyorsa bile en doğru hasadı yaparak açığımızı kapatalım… Biraz daha dikkatli ve gayretli olalım… Buna hem bizim, hem de yaşadığımız güzel ülkenin ihtiyacı var.